Başka-Yerli Olamamak

Hrant Dink’i ve bu coğrafyanın ona, onun gibilere yaptıklarını tekrar tekrar anacağımız bu günden birkaç gün önce Ortadoğulular olarak sorunumuzun ne olduğunu daha önce hiç olmadığı kadar net fark ettim. Gerçi Ortadoğu diyorsam geniş ve kendine özgü bir bölge olduğundan diyorum. Bu kategoriye Kuzey Afrika’yı ve Güney Asya’yı da sokabiliriz. “Doğululuk” diye kısaltabiliriz. Biz bu bölgelerin insanları olarak başka-yerli olamıyoruz. Evet. Kötülerimizdeki bu çürümüşlüğün, iyilerimizdeki bu çaresizliğin başka bir açıklaması olamaz. Coğrafya maalesef kader, bu yaklaşım kaçınılmaz. Continue reading “Başka-Yerli Olamamak”

Sultanahmet’ten Ne Öğrendim: Yüzeysel Twitter İncelemesi

Sultanahmet’te meydana gelen patlamayla ilgili kriz yönetimi yorumu yapmaya zamanım da olmadı, gerek de görmedim. Zira Bayrampaşa’yla ilgili bu olaya da “cuk oturan” bir şey yazmıştım ve linki burada. Daha önce Ankara saldırısı ve benzer konularla ilgili yaptığım gibi, tweet biriktirip bu tweetleri kim atıyor, kime atıyor, tartışmadaki en popüler kullanıcılar kim gibi şeyleri incelemeye karar verdim. Continue reading “Sultanahmet’ten Ne Öğrendim: Yüzeysel Twitter İncelemesi”

Aşırı Sağ Yoktur, Az Merkez Vardır

Donal Trump denen soytarı kendisinden beklenebileceği gibi saçma sapan konuşmaya devam ederken, Le Pen gibi tipler de medyaya ayırdığımız kısıtlı zamanın önemli bir kısmını almaya başladılar. Tüm dünyada önemli oranda insan “yükselen aşırı sağ” gibi ifadeleri savurmaya doyamadı. Bence problem bu değil, problem gerici sol. Ecnebilerin “regressive left” diye adlandırdıkları şey yani. Continue reading “Aşırı Sağ Yoktur, Az Merkez Vardır”

Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk’un Kuruluşu, Birazcık da Kurgu

İnternette dolaşırken biz Game of Thrones fanatiklerinin içini azıcık soğutacak bir alternatif olarak nitelendirilen the Last Kingdom’a denk geldim. Alternatif olarak nitelendirilmesinin sebebi tarihi dram olması, ama pek alakası yok diyebilirim. Diziden bahsetmeden önce neyle alakalı olduğundan bahsedeyim biraz. Yaklaşık birer saatlik sekiz bölümden oluşan the Last Kingdom, günümüz İngiltere’sinin nasıl başladığını biraz tarihi gerçekler üzerinden, biraz ise kurgusal bir ana karakterin bakış açısıyla anlatıyor. Seri the Saxon Stories adı altında yayınlanan bir roman serisi üzerinden uyarlanarak Downton Abbey gibi kaliteli yapımları üstlenen yapım şirketi tarafından ortaya çıkartılmış. Continue reading “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk’un Kuruluşu, Birazcık da Kurgu”

Türkiye’de Kriz Yönetimi ve Haber Bekleyen Vatandaş Çaresizliği

Geçtiğimiz yıllarda kriz yönetimi ve iletişimi konusunda farklı alanlardan ve seviyelerden gelen insanlarla iki adet kriz ve acil durum iletişimi projesi üzerinde çalıştık. Bunlardan birincisi genel olarak kriz yönetimi ve iletişiminde bilgi teknolojileri kullanımı ve vatandaş katılımı üzerineydi. İkincisi ise sağlık hizmetleri ve acil durum yönetimi için Avrupa çapında kullanılabilecek bir karar destek sistemi oluşturmaktı. Dolayısıyla iki yıl boyunca “dünyada bu işler nasıl yapılıyor” sorusuna, uluslararası akademik ve profesyonel aktörlerle çalışarak bir miktar cevap verme fırsatımız olduğu gibi, işin teorik kısmıyla ilgili de içerik ürettik ve tükettik. Türkiye’de gerçekleşen her türlü afet, kaza, terör saldırısı, siyasi hareket (içinde şiddet olmasına gerek yok), ve benzeri olay yetkililerin ve sorumluların yönetmeleri gereken birer kriz kapsamına giriyor. Özellikle Ankara’dan sonra kriz nasıl yönetilmez başlığı altında birçok tartışma döndü. Bugün ise Bayrampaşa’da metro yakınlarındaki patlamadan sonra maalesef artık alışmaya başladığımız dezenformasyon, “trolleme”, güvenilir bilgiye olan açlığımız gibi şeyler, son zamanlarda yaşadığımız diğer olaylara nazaran küçük kapsamlı gözüken krizleri bile yönetemediğimizi ortaya koyuyor. Continue reading “Türkiye’de Kriz Yönetimi ve Haber Bekleyen Vatandaş Çaresizliği”