Pes Ediyorum: Beni Siz Delirtiniz

Tekrar tekrar merhaba. Burada 14 Nisan 2016’dan beri herhangi bir şey, 19 Ocak 2016’dan beri ağırlıklı olarak fikir içeren bir şey, Eylül 2015’ten beri ise ‘blog’ denebilecek, kişisel sayılabilecek bir şey paylaşmadığımın gayet farkındayım. Beni sadece buradan takip eden pek yoktur sanırım ama hadi öyle bir kabulde bulunalım. Beni soracaksanız pek iyi değilim, olmam da normal olmazdı zaten. Continue reading “Pes Ediyorum: Beni Siz Delirtiniz”

Sultanahmet’ten Ne Öğrendim: Yüzeysel Twitter İncelemesi

Sultanahmet’te meydana gelen patlamayla ilgili kriz yönetimi yorumu yapmaya zamanım da olmadı, gerek de görmedim. Zira Bayrampaşa’yla ilgili bu olaya da “cuk oturan” bir şey yazmıştım ve linki burada. Daha önce Ankara saldırısı ve benzer konularla ilgili yaptığım gibi, tweet biriktirip bu tweetleri kim atıyor, kime atıyor, tartışmadaki en popüler kullanıcılar kim gibi şeyleri incelemeye karar verdim. Continue reading “Sultanahmet’ten Ne Öğrendim: Yüzeysel Twitter İncelemesi”

Türkiye’de Kriz Yönetimi ve Haber Bekleyen Vatandaş Çaresizliği

Geçtiğimiz yıllarda kriz yönetimi ve iletişimi konusunda farklı alanlardan ve seviyelerden gelen insanlarla iki adet kriz ve acil durum iletişimi projesi üzerinde çalıştık. Bunlardan birincisi genel olarak kriz yönetimi ve iletişiminde bilgi teknolojileri kullanımı ve vatandaş katılımı üzerineydi. İkincisi ise sağlık hizmetleri ve acil durum yönetimi için Avrupa çapında kullanılabilecek bir karar destek sistemi oluşturmaktı. Dolayısıyla iki yıl boyunca “dünyada bu işler nasıl yapılıyor” sorusuna, uluslararası akademik ve profesyonel aktörlerle çalışarak bir miktar cevap verme fırsatımız olduğu gibi, işin teorik kısmıyla ilgili de içerik ürettik ve tükettik. Türkiye’de gerçekleşen her türlü afet, kaza, terör saldırısı, siyasi hareket (içinde şiddet olmasına gerek yok), ve benzeri olay yetkililerin ve sorumluların yönetmeleri gereken birer kriz kapsamına giriyor. Özellikle Ankara’dan sonra kriz nasıl yönetilmez başlığı altında birçok tartışma döndü. Bugün ise Bayrampaşa’da metro yakınlarındaki patlamadan sonra maalesef artık alışmaya başladığımız dezenformasyon, “trolleme”, güvenilir bilgiye olan açlığımız gibi şeyler, son zamanlarda yaşadığımız diğer olaylara nazaran küçük kapsamlı gözüken krizleri bile yönetemediğimizi ortaya koyuyor. Continue reading “Türkiye’de Kriz Yönetimi ve Haber Bekleyen Vatandaş Çaresizliği”

Twitter’daki Leyla Zana Tartışmasında Öne Çıkanlar – Sosyal Ağ Analizi

Leyla Zana’nın TBMM’deki yemini sırasındaki Kürtçe ifadeleri ve “Türk milleti” yerine “Türkiye milleti” ifadesini kullanması tartışma konusu olmuştu. Bu yüzden geçtiğimiz iki gün içinde atılan tweetlerden Leyla Zana’dan bahseden 10000 tanesini toplayıp sosyal ağın bir resmini çıkartmak istedim. Yani bu ağ nasıl görünüyor, kimler en etkili veya bağlantılı kullanıcılar, en çok ne tür ifadeler kullanılmış gibi bilgilere ulaşmaya çalıştım.

Buna girmeden önce, ne yaptığımı, neye baktığımı daha iyi anlamak isteyenler “Türkiye Twitter’ında muhalefet” ile ilgili yaptığım şu linkteki çalışmaya bakabilirler (İngilizce). Continue reading “Twitter’daki Leyla Zana Tartışmasında Öne Çıkanlar – Sosyal Ağ Analizi”

Zannedersem Tek Eksiğiniz Yeni Bir Merkez Sağ Partiydi

Bu yazıyı spesifik görüşler üzerinde yorumda bulunmaktan ziyade, bu konu hakkında en azından kendi çevremde bir tartışma başlatayım da birlikte bir şeylere ulaşalım diye yazıyorum. Yani önce siz benimkini göreceksiniz, sonra ben de sizinkine bakacağım. Bozulmaca yok. Beni yıllardır en çok hayrete düşüren, “yeni bir merkez sağ parti lazım” görüşünün aşırı yoğun şekilde savunulması oldu. Hatta AKP destekçileri arasından demokrat gözükmek isteyenler dahi “tabii canım, renk olsun” diyerek bu görüşü desteklediler ya da destekler gibi yaptılar. Belki böyle bir partinin çıkmasına izin verecek bir ortam olmadığını bildiklerindendir. Continue reading “Zannedersem Tek Eksiğiniz Yeni Bir Merkez Sağ Partiydi”