Aşırı Sağ Yoktur, Az Merkez Vardır

Donal Trump denen soytarı kendisinden beklenebileceği gibi saçma sapan konuşmaya devam ederken, Le Pen gibi tipler de medyaya ayırdığımız kısıtlı zamanın önemli bir kısmını almaya başladılar. Tüm dünyada önemli oranda insan “yükselen aşırı sağ” gibi ifadeleri savurmaya doyamadı. Bence problem bu değil, problem gerici sol. Ecnebilerin “regressive left” diye adlandırdıkları şey yani. Continue reading “Aşırı Sağ Yoktur, Az Merkez Vardır”

Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk’un Kuruluşu, Birazcık da Kurgu

İnternette dolaşırken biz Game of Thrones fanatiklerinin içini azıcık soğutacak bir alternatif olarak nitelendirilen the Last Kingdom’a denk geldim. Alternatif olarak nitelendirilmesinin sebebi tarihi dram olması, ama pek alakası yok diyebilirim. Diziden bahsetmeden önce neyle alakalı olduğundan bahsedeyim biraz. Yaklaşık birer saatlik sekiz bölümden oluşan the Last Kingdom, günümüz İngiltere’sinin nasıl başladığını biraz tarihi gerçekler üzerinden, biraz ise kurgusal bir ana karakterin bakış açısıyla anlatıyor. Seri the Saxon Stories adı altında yayınlanan bir roman serisi üzerinden uyarlanarak Downton Abbey gibi kaliteli yapımları üstlenen yapım şirketi tarafından ortaya çıkartılmış. Continue reading “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk’un Kuruluşu, Birazcık da Kurgu”

Allah “Öldür” Diyorsa

İnanmak bilmemeyi ve bilmemekle mutlu olmayı gerektirir. Dünyanın güneşin etrafında döndüğüne inanmazsınız. Elmasın karbon atomlarından oluştuğuna inanmazsınız. Yoğunlaşan su buharının yağmur olarak yağdığına inanmazsınız. Burada sizi ilgilendiren, size bağlı bir şey yoktur. İnanmak var etmektir. Dünyanın, güneşin etrafında dönmek için sizin bu eylemi kafanızda var etmenize ihtiyacı yoktur. Dünyanın güneş etrafında döndüğünü bilirsiniz. Bildiğiniz şeye inanmanıza da gerek yoktur. İşte tam da bu yüzden inançlı bir insan için inancıyla ilgili bir meseleyi dünyaya karşı savunmak hem en kolay, hem en zor mücadeledir. İnançsız insan için de böyledir. Continue reading “Allah “Öldür” Diyorsa”

Avrupa’nın Mülteciler Konusunda Yaptığı En Önemli Yanlış

Avrupa’da ve ABD’de, kısaca Batı’da gerçekleşen her olayda olduğu gibi, son Paris saldırılarından sonra da bir “eyvah, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar’a tepki ne olacak” korkusu başladı. Muhtemelen kafaları kesilmeyecek ya da beyaz adamın seks kölesi olarak kullanılmayacaklar, orasını söyleyebilirim. Yine de bu korku gerçekçi ve bu sorunun sorulması gerekiyor. Hemen şimdi mi sorulması gerekiyor, orasını tartışırız. Şu an çok daha önemli bir meselemiz var. Continue reading “Avrupa’nın Mülteciler Konusunda Yaptığı En Önemli Yanlış”

Doğulu Olmak

Bugün bir Kanada kabinesi paylaşımı tartışmasında bir arkadaş “ben de iyice Batıcı oldum” gibi bir ifade kullandı. Bu yazıyı yazmamın sebebi tamamen bu, ama bu arkadaşın özelinde olmayacak bu yazı. Belki bu arkadaşın düşündüklerine de uymayacak. Meselemiz bu değil zaten. Daha önce İngilizce yazılarımda uzun uzun bahsettiğim, çoğunlukla Arap arkadaşlara yolladığım yazıların konusunu oluşturan bir mesele var: Doğulu olmak. Continue reading “Doğulu Olmak”