Sultanahmet’ten Ne Öğrendim: Yüzeysel Twitter İncelemesi

Sultanahmet’te meydana gelen patlamayla ilgili kriz yönetimi yorumu yapmaya zamanım da olmadı, gerek de görmedim. Zira Bayrampaşa’yla ilgili bu olaya da “cuk oturan” bir şey yazmıştım ve linki burada. Daha önce Ankara saldırısı ve benzer konularla ilgili yaptığım gibi, tweet biriktirip bu tweetleri kim atıyor, kime atıyor, tartışmadaki en popüler kullanıcılar kim gibi şeyleri incelemeye karar verdim.

Üç farklı arama sonucunu topladım. Birincisi içinde “suçlu” ya da “sorumlu” (ya da her ikisi de) kelimeleri geçen tweetler. İkincisi Sultanahmet’ten bahsedilen, Türkçe atılmış tüm tweetler. Üçüncüsu ikincisinin İngilizcesi.

Patlamanın hemen sonrasında ve günler sonrasında ilk arama sonucu içerisindeki tweetlerde hangi kelime kaç kere kullanılmış diye baktım önce. Hemen sonrasında en popüler 30 (ve hatta 100) kelime arasında “PKK” yoktu. Arkama yaslanıp “herkes biliyor ki bunun sorumlusu IŞİD çıkacak” dedim, incelemeye devam ettim. İçinde “suçlu” ya da “sorumlu” kelimeleri geçen tweetlerdeki en popüler, en çok kullanılan kelimeler arasında “PKK” olmasa da, “AKPKK” vardı. Onca şeyden sonra milliyetçiler halen bu çok akıllıca(!) harf oyununu sürdürüyorlardı. Patlamadan bir iki gün sonra “AKPKK” da ortadan kayboldu. Aşağıdaki sonuçlar yaklaşık 1650 tweete dayalı.

2016-01-15_0008
Gerçekten çok açıklayıcı değil, ama kim neyi dert etmiş azıcık belli oluyor.
Burada insanların en çok toplandıkları öbekler var. En çok RT alan üç kullanıcının ismini görebilirsiniz. Bu kullanıcıların "outdegree"si yok, en azından bu arama sonucuna göre kimseye yazmamışlar. Sadece RT almışlar.
Burada insanların en çok toplandıkları öbekler var. En çok RT alan üç kullanıcının ismini görebilirsiniz. Bu kullanıcıların “outdegree”si yok, en azından bu arama sonucuna göre kimseye yazmamışlar. Sadece RT almışlar.

Bu miktarda içerikle bir yere varmak pek mümkün gözükmüyor. Tüm Türkçe ve tüm İngilizce içeriği karşılaştıracağım. İkisinde de 10000’er adet tweet var (RT dahil).

Türkçe atılmış tweetlerde geç
Türkçe atılmış tweetlerde en çok geçen 50 kelime. Her zaman yaptığım gibi RT ifadesi, hesap isimleri (@), hashtagler (#) gibi şeyleri, ve arama teriminin türevlerini çıkartmaya çalıştım, ancak içeriğin Türkçe olmasıyla ilgili sistemden kaynaklanan bir problem var. Kesme işareti barındıran kelimeler listeden çıkartılamıyor. Konuyu geliştiricilere aktardım, bu hafta içinde çözeceklerini söylediler. En azından ne konuşulduğunu görün diye olduğu gibi koyuyorum.

Görüldüğü üzere genel bahis dışında Allah’a bolca başvurulmuş, daha önce Twitter’da bolca tartışıldığı gibi kimin nerenin vatandaşı olduğuyla ilgili bolca muhabbet dönmüş. Ağızlara yapışan “hain saldırı” kalıbı dışında IŞİD tarafından yapıldığı söylenen bir saldırıyla ilgili “hain” ifadesinin kullanılmasını garip buldum. Kişisel yorumum kelimenin kullanıldığı içerik üstüne, kelimenin kendisi üstüne değil.

İngilizce tweetlerde daha çok mekanın turistik yönünden bahsedilmiş gözüküyor.
İngilizce tweetlerde daha çok mekanın turistik yönünden bahsedilmiş gözüküyor. İngilizce haber yazma konusundaki tecrübelerim şunu söylüyor: insanların lokasyonu bildikleri kabulüne giremezsin, tarif edecek bir şey olmalı. Haberi İngilizce “İzmir’de cinayet” diye yazamazsın, “Türkiye’nin Batı’sındaki İzmir adlı şehirde cinayet” diye yazmak durumundasın. İki tür içerikte de medyanın olayları anlatış biçimi ya da anlatamayış biçimi (yasaklar vs.) ile ilgili yorumlar söz konusu, ancak buna detaylı bir içerik analizi yapabilmek günler değil haftalar alır. Sosyal ağa bakalım.
Önce İngilizce ağı veriyorum, sebebini birazdan açıklayacağım.
Önce İngilizce ağı veriyorum, sebebini birazdan açıklayacağım. Bunlar en kalabalık üç öbek.
Türkçe ağ, en kalabalık üç öbek.
Türkçe ağ, en kalabalık üç öbek.

İngilizce ağa dikkat ettiyseniz en “bağlantılı” hesap BBC Breaking’e ait. Yani en çok BBC Breaking’in attığı şeyler paylaşılmış. Yani, BBC Breaking konuyla ilgili İngilizce bilgi almak isteyenlerin en popüler tercihi diyebiliriz. Türkçe ağda ise “nusaybinligenc” diye bir hesap bu görevi görmüş. En çok yaklaşan medya kuruluşu Cumhuriyet gazetesi, ki bağlantı sayısı açısından yakın bile değil. Yani konu hakkında en popüler Türkçe haber kaynağımız “twitter fenomenleri” ya da “ünlüler”. İki gün önce Metin Akpınar sırtlamıştı bayrağı mesela.

Yayın yasağı koyulmadan, yani ilk dakikalarda da böyleydi. Keşke inceleyip belgeleseydim ama kaçırdım o pencereyi. Yine de ilk gün on bin tweet limitim dolunca sistem otomatikman başka bir on bin toplamaya geçti. Buna çok takılmamak lazım, çünkü zaman aralığı çok dar. Zaman aralığı çok dar (birkaç saat) olsa da farklı zaman dilimleri. Gün içinde ağ nasıl değişmiş ona bakabiliriz.

Bu ikinci 10000, yine medya kuruluşu yok, gazetecilikle/habercilikle alakalı Sedef Kabaş var. Yani Cumhuritr
Bu ikinci 10000, yine medya kuruluşu yok, gazetecilikle/habercilikle alakalı popüler bir tek Sedef Kabaş var. Yani yine bir televizyon kanalı, gazete hesabı yok piyasada.

Üçüncü ve son bir on bin daha var.

Flaş! Flaş! Flaş! İşte o hesaplar!
Flaş! Flaş! Flaş! İşte o hesaplar!

Bence gayet ümit kırıcı. Bu verilerin tamamen toplanmalarının arasında geçen süre ikişer buçuk saat. Bu tabii ki içeriğin bu aralıklara ait olduğunu göstermiyor. Yine de bu kadar çok (otuz bin) tweetten seçilmiş onar binlik dilimler arasında bu kadar fark olması, üstüne üstlük bu farka rağmen sonuçların çok benzer olması ilginç.

Benzer olan şey şu: ülkenin en kalabalık şehrinin orta yerinde bomba patladığında Türkçe Twitter ahalisi olarak bununla ilgili en çok haber aldığımız, paylaştığımız hesaplar Twitter “fenomenleri”, DJler, futbolcular, aktörler gibi kişilere ait. Bunu şahsi yorumlarıma dayanarak şöyle genel şeylere bağlayabiliriz:

  • Ülkede basın yok.
  • Ülkede var olmaya çalışan basına yasak var.
  • Yasağın olmadığı zamanlarda bile insanlar yayın organlarından çok koca kafalı çocukları takip ediyor ve paylaşıyorlar.
  • Vatandaş gazeteciliği de popüler gözüküyor, ancak güvenilirliğini ölçmek çok zor.
  • Yayın kuruluşlarına ilgi olmadığı gibi, devlet kurumlarına veya siyasetçilere de ilgi yok gibi gözüküyor, kaldı ki devlet kurumlarının anında ulaşıp bilgi alacağımız hesapları yok genelde. Bu konuyu en tepede linkini verdiğim yazıda açıkladım.

Buradan aslında çok güzel bir sosyal bilimler tartışması çıkarabiliriz. Şahsen en ufak bilgiye ulaşmak için çektiğimiz bu eziyetin gazetecilik açısından ne ifade ettiğini uzun uzun incelemek isterim. Benim tahminim en azından bilgiyle ve bilginin güvenilirliğiyle ilgili olanlarda “gazetecilik nasıl yapılır” fikrini geliştirdiği yönünde. Örneğin Diyanet’in tartışmalı aile içi taciz/tecavüz içeriğinden sonra önemli bir kısmımız içerik nasıl üretilir, güvenilirliği nasıl ölçülür/sağlanır, bilgi ne şekilde saklanıp yayılabilir gibi şeyler konusunda epeyce yol aldık.

Tabii ki YouTube’un yasak olduğu dönem(ler)de hikayenin ana teması DNS değiştirmeyi öğrenmek değil, içeriğe özgürce ulaşabilmekti. Belki yasakların ve cesaretsizliğin böyle bir sonucu varsa, bu ancak ikincil önemde bir sonuç olabilir. Bunu da ayrıca tartışırız.

Not: veri üzerinde daha çok çalışıp anlamlı istatistikler savuracağım tabii ki, şu an bilgisayarın azizliğine uğradım. Bu inceleme bu yüzden bu kadar yüzeysel oldu. İkinci kısım gelecek.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *