Muhafazakar Sağın Geleceği: Bir Jeremy Corbyn İncelemesi

İlgi ve çalışma alanım gereği “Türkiye’de sol diye bir şey yok” diyenlere “siz bir de Birleşik Krallık’a bakın” deme hakkına haiz bir insanım. Zira Birleşik Krallık, Daniel Craig tarafından canlandırılan James Bond’dur. Diğer Bond örneklerinden farklıdır. Şiddete ve hamasete önem verir, imkan bulsa dişini bile Union Jack motifli diş macunuyla fırçalar. Eğer dünyayı illa ki sağ ve sol diye ikiye böleceksek, “sol” dendiğinde çat diye masaya koyabileceğimiz tek tip bir şey yokken, sağ dendiğinde dünya gündemini takip edenlerin aklına hemen bu eski imparatorluk gelir. Continue reading “Muhafazakar Sağın Geleceği: Bir Jeremy Corbyn İncelemesi”

Suriye’den Kaçanlar ve Avrupa Duyarsızlığı

Geçtiğimiz günlerde “Kuveytli bir yetkili ‘Suriyelileri neden almamalıyız’ konusunu açıklıyor” başlıklı bir video dolaşmaya başladı. Video Arapçaydı ve İngilizce alt yazılıydı. Ben de Twitter’ın dilimize kazandırdığı “DOĞRUMUBU” çekincesiyle paylaştıktan sonra konuyu araştırmaya koyuldum. Konuyu ciddi ciddi sayfasına taşıyan hiçbir önemli haber kuruluşu yoktu. Bendeki Arapça da cılız bir seviyede olduğu için “almasak iyi olur, çünkü bıdı bıdı”dan ötesini pek anlayamamıştım. Biraz daha araştırmak istedim. Continue reading “Suriye’den Kaçanlar ve Avrupa Duyarsızlığı”

Denk Geldikçe Yazarım 2: Oxford – Bölüm 1

Horley’de kaldığım “pansiyon”un servisiyle Gatwick’e döndüm. Oradan Oxford’a bir otobüs bileti aldım ve beklemeye koyuldum. Londra (Gatwick) – Oxford (High Street) arası otobüsle iki saat on beş dakika civarı sürüyor (trenle Londra Paddington’dan 1 buçuk saat). Ne yiyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim açıkçası. Oxford’a iner inmez High Street üzerindeki mekanlara baktım, kafama göre bir şey bulamayacağımı fark edip ara sokaklara girdim, bir mekana oturup sandviç yedim.  Sonra kalacağım yere girişimi yaptım. Cidden kim bilir kaç yaşındaki bina bilmiyorum ama merdivenleri çok dardı ve bin beş yüz kiloluk valizi beşinci kata çıkartmak durumunda kaldım. Bir iki saat uzanıp internette dolaşmam gerekti kendime gelebilmek için. Continue reading “Denk Geldikçe Yazarım 2: Oxford – Bölüm 1”

Böyle Devam: Mantığımı, Ciğerimi Söktünüz

Kötü niyetli insanlarla, özellikle internet üzerinden muhatap olmayı geçtim, bu kişilere maruz kalmaya bile dayanamadığımdan, eğer gerçekten illallah dedirtecek durumdalarsa kendilerini Twitter gibi ortamlarda blokluyorum ki retweetleri dahi görmeyim. Bunlar arasında şimdiye kadar burç paylaşımları, milletin vazgeçemediği özlü söz, güzel söz paylaşımları vardı. Artık Yıldıray, Hilal, Bengisu, Merve Şebnem falan var ki, gerçekten maruz kaldığımda beynim yanıyor. Bugün Reşat Çalışlar sağ olsun bir yazısını paylaşmış (yaktın beni Reşat), acaba günlerdir yaşananları görüp azıcık sağduyu kazanabilmiş mi diye baktım Merve Şebnem adlı şahsın sitesine. Aynı hikaye. Continue reading “Böyle Devam: Mantığımı, Ciğerimi Söktünüz”