Muhafazakar Sağın Geleceği: Bir Jeremy Corbyn İncelemesi

İlgi ve çalışma alanım gereği “Türkiye’de sol diye bir şey yok” diyenlere “siz bir de Birleşik Krallık’a bakın” deme hakkına haiz bir insanım. Zira Birleşik Krallık, Daniel Craig tarafından canlandırılan James Bond’dur. Diğer Bond örneklerinden farklıdır. Şiddete ve hamasete önem verir, imkan bulsa dişini bile Union Jack motifli diş macunuyla fırçalar. Eğer dünyayı illa ki sağ ve sol diye ikiye böleceksek, “sol” dendiğinde çat diye masaya koyabileceğimiz tek tip bir şey yokken, sağ dendiğinde dünya gündemini takip edenlerin aklına hemen bu eski imparatorluk gelir.

90larda İşçi Partisi (Labour Party) vaatlerini gerçekleştir(e)meyen, üyelerinin iş dünyasıyla tartışmalı ilişkileri vatandaş tarafından şüpheyle karşılanan bir partiydi, ve 94’te Tony Blair ile Yeni İşçi Partisi adı altında bir hareket başlatıldı. Bir seçim sloganı olan bu ifade, 2010’a kadar ülke yönetiminde birçok kavramın ve yöntemin kayda değer miktarda değiştiği bir döneme adını verdi. Yeni İşçi Partisi, eşitlik yerine sosyal adaleti, soğuk savaş döneminden kalma klişe sol söylemler yerine daha modern söylemleri ve piyasa ekonomisini savunan yeni yüzüyle birçok liberale de umut ışığı olmuştu. Nihayetinde bu dönemin çöküşü de piyasa ekonomisinde de önem verilmesi gereken regülasyonun ihmal edilmesiyle, sınır tanımayan şirketlerin ekonomiye ve vatandaşa zarar verecek düzeyde palazlanmasıyla, muhalefete karşı dezenformasyon ve çirkin siyaset iddialarının yoğunlaşmasıyla, Muhafazakar Parti’nin mağduriyet devşirmesi sonucunda gerçekleşti.

19382_Jeremy-Corbyn-eyes-victory-300x225Son aylarda iyice popüler olan Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi liderliğine seçilmesi bazıları için umut ışığı olurken, anketler ve çeşitli araştırmalar pek de Corbyn lehine sonuç vermiyor. Corbyn ve vatandaşlar içindeki destekçileri “oldukça” solcu olarak biliniyorlar. Corbyn’in projeleri ise Blair veya Brown’ın liberal, Cameron’ın ise neoliberal politikalarıyla taban tabana zıt görünüyor.

Örneğin demiryollarının tekrar kamulaştırılması gibi projeler Tony Blair ve benzeri insanlar tarafından “eski kafalı” olarak nitelendirildi, ancak muhafazakar seçmenin aşağı yukarı yarısı tarafından bile destek bulan bu proje, genel toplamda olumlu görülüyor. Ev sahiplerinin belirledikleri kira bedelleri üzerinde devlet kontrolü, asgari ücretten ziyade “yaşanabilir” bir ücret politikasının getirilmesi, üniversite ücretlerinin makul düzeye çekilmesi gibi şeyler, ortalama bir Batı Avrupa ülkesi için ben de dahil birçok insana “eski kafa solcu zırvaları” gibi gözükebilir, ancak Birleşik Krallık için kanayan ve acilen tedavi edilmesi gereken yaralar, ki toplumsal destek de bu meselelerin çözülmesi yönünde. Londra’nın en kenarda kalmış, en ucuz yerlerinde on metrekare odaya aylık 800-1000 sterlin veren insanlar var.

Peki Corbyn bunları neden başaramaz?

Dediğim gibi Birleşik Krallık ve ağırlıklı olarak “pembe yanaklı İngiliz” vatandaş sağcılığın en büyük ve güçlü temsilcileri olan yönetimler altında yoğruldu yıllarca. Corbyn ve çevresinin ısrarla savunduğu değerlerin önemli bir kısmı halen sadece karşıt ideoloji olarak görülüyor. Türkiye de dahil birçok sağcı toplumda olduğu gibi öne sürülen şeyler ülkenin ihtiyaç duyup duymamasına göre değil, genel görüş ve lider sultasının ifade şekline göre değerlendiriliyor toplumun önemli bir kısmı tarafından. Son anketler de İşçi Partisi’nin genel hedef kitlesinin, monarşinin kaldırılması, özel okulların kapatılması ve benzeri kısa vadede uçuk projelere pek hoş bakmadığını gösteriyor. Yani Corbyn’in Muhafazakar Parti tabanı tarafından bile kabul ve ilgi gören “sevimli” önerileri 2020’de partisini yönetime taşımak için yetecek mi belli değil. Öncelikli ve daha kolay çözülebilir şeylerle ilgili söyleme ağırlık vermesi gerekiyor.

Peki Corbyn bunları neden başarabilir?

Partinin “şu an seçim olsa kime oy verirdiniz” gibi şeyleri inceleyen anketlerdeki oyu %25 civarı, yani son seçim seviyesinden düşük. Bu korkunç bir durum değil, zira Muhafazakar Parti %36 gibi oy oranıyla mecliste çoğunluk sağlamayı başarmıştı son seçimde. İki partinin de aşağı yukarı benzer oranlar aldıkları bir önceki seçimde Muhafazakar Parti, Liberal Demokratlar’la koalisyon yapmak zorunda kalmıştı. Bunun sebebi Birleşik Krallık’taki dar bölge seçim sistemi. Bu sistem %13 civarı oy alan aşırı sağcı UKIP’in Avam Kamarası’na sadece bir milletvekili sokabilmesine de yol açan sistem. Yani yerel söylem ağırlıklı seçim kampanyalarıyla %30 civarı oyla hükümet kurabilecek seviyeye, %25 civarı oyla koalisyon üzerinden hükümet kurabilecek seviyeye gelmek zor değil. Tabii %20 civarı oyla siyasi tarih sahnesinden en az 5 yıl kayda değer miktarda kaybolmak da o kadar zor değil.

Jeremy-Corbyn-11_3328948b

Cameron’ın -veya yönettiği partinin gidişatına bakarsak herhangi bir çalışma arkadaşının- üçüncü bir Muhafazakar Parti zaferini elde edebilme şansı çok düşük gözüküyor. Partinin kalifiye göçmen ve zengin yabancı düşmanlığına bile varabilen “güvenlikçi” söylemi, bir türlü yürümeyen sağlık sistemi reformları ve “istihdam yarattık, iş verdik” denen ve “çalışkan Britanyalı kardeşlerim” diye bahsedilen işçilerin çalışma şartları Muhafazakar Parti tabanında da özellikle geçtiğimiz yıldan beri ciddi tepki almaya başladı.

Ümit verici başka bir şey de “yahu yıl olmuş 2020” etkisi olabilir. Artık medeni dünyada, veya medeni olduğunu iddia eden dünyada sırf görüşü ve vizyonu farklı diye muhalefet partisi liderine “milli güvenlik sorunu” olarak bakan ve bunu açıkça ifade eden lider kalmadı. Cameron bundan onlarca yıl öncesindeki siyasetçilerin kötü bir kopyasına dönüşmeye devam ettikçe kendi tabanından da, sağ görüşlü diğer parti seçmenlerinden de “e artık yeter” serzenişleri yükselmeye başlıyor. Birleşik Krallık’ta “yeter artık, biraz da bunu deneyelim” denebilecek tek model, genel kapsamıyla şahsi duruşuma ters birçok yönü olsa da Corbyn ve destekçilerinin sundukları model gibi gözüküyor.

Umarım kısa vadede eski kafalı şovlara dönüşecek ya da böyle anlaşılabilecek proje ve politikalar içinde silikleşmeyen, vatandaşın gerçekten ihtiyaç duyduğu ve talep ettiği proje ve politikalara ağırlık verilir, bunlara ağırlık vermenin gerçekten seçmende de karşılık bulduğu, buna ek olarak en önemlisi de “işe yaradığı” anlaşılır. Umarım anlaşılır ve gerçekleştirilebilir de, Birleşik Krallık’ta tahtı devrilen muhafazakar sağ görüşün sonu dünya üzerinde demokrasi olduğunu iddia eden her ülke ve toplum için ibret teşkil eder.

Bu yazı 25 Eylül’de Jiyan’da yayınlanmıştır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *