Allah “Öldür” Diyorsa

İnanmak bilmemeyi ve bilmemekle mutlu olmayı gerektirir. Dünyanın güneşin etrafında döndüğüne inanmazsınız. Elmasın karbon atomlarından oluştuğuna inanmazsınız. Yoğunlaşan su buharının yağmur olarak yağdığına inanmazsınız. Burada sizi ilgilendiren, size bağlı bir şey yoktur. İnanmak var etmektir. Dünyanın, güneşin etrafında dönmek için sizin bu eylemi kafanızda var etmenize ihtiyacı yoktur. Dünyanın güneş etrafında döndüğünü bilirsiniz. Bildiğiniz şeye inanmanıza da gerek yoktur. İşte tam da bu yüzden inançlı bir insan için inancıyla ilgili bir meseleyi dünyaya karşı savunmak hem en kolay, hem en zor mücadeledir. İnançsız insan için de böyledir.

Ülkemize en çok yansıyan Batı iç-çekişmesi formu maalesef aşırı sol ve aşırı sağ üzerinden, Avrupai değerlerden çıkarımlarla değerlendiriliyor. Toplumları bireylerden, bir manada homojen algılanan kültürleri eylemlerden ayıramayan, hatta üstün gören Avrupa aşırı solu, bireylerle ilgili her türlü eleştiri ve çıkarımı büyük bir gururla reddediyor. Bunları yine ayıramayan, hatta birleştiren Avrupa aşırı sağı ise toplum ve kültürlerle ilgili her türlü eleştiri ve çıkarımı büyük bir gururla bütün bireylere yönlendiriyor ve genelliyor. İkisiyle mücadele de çok zor. Özellikle insan hayatının söz konusu olduğu meselelerde ortadan gitmek, bunu iki tarafa da yaranmak için değil de iki tarafa da karşı çıkmak için yapabilmek, ve ilkeli bir şekilde sürdürebilmek en sağlam tartışma yöntemi.

Bazen iyi insanlara kötü şeyler yaptırmak, kötü insanlara iyi şeyler yaptırmaktan çok daha kolaydır. Bunun en büyük suçlusu kötü insanların yaptıkları kötü şeylere malzeme edebilecekleri düşünce sistemleridir.
Bazen iyi insanlara kötü şeyler yaptırmak, kötü insanlara iyi şeyler yaptırmaktan çok daha kolaydır. Bunun en büyük suçlusu kötü insanların yaptıkları kötü şeylere malzeme edebilecekleri, bu malzeme etme eyleminin karşısına herhangi bir savunma mekanizması koymayan düşünce sistemleridir.

İnanan insan için inancıyla ilgili bir meseleyi dünyaya karşı savunmak çok kolaydır. İnanan insanın inancıyla ilgili bir meseleye inancı üzerinden yorum yapması için inancıyla ilgili iyi bulduğu bir şeyi getirip ortaya koyması yeterlidir. Bunun aynı zamanda çok zor olmasının sebebi, inanan insanın dünyaya sunabileceği maddi bir şeyin mevcut olmamasıdır. İnançsız insan için dünyayı ve hayatı savunmak kolaydır, çünkü tartışmaya maddi bir şey sunmak ekstra çaba gerektirmez. Çok zordur, çünkü inançlıya da hitap edebilmek, inançlının maddiyata olan direncini kırmanın imkansızlığından dolayı, maneviyat üzerinden büyük çaba gerektirir. Günümüz inançsızlığının problemi, bu inanılmaz direnci görmezden gelmektir.

Özellikle Batı Avrupa’da günümüz İslam’ının ve IŞİD gibi oluşumların tartışılması iki aşırı uç arasında gerçekleşiyor. Birinci aşırı uç “bunun sebebi tamamen İslam ve başka hiçbir şey değil” diyor. İkinci ve şu aralar çok daha kalabalık gözüken aşırı uç ise “bunun sebebi tamamen başka şeyler, İslam değil” diyor. Oysa mesele inançla bilgiyi ayırabilmek sadece. Avrupalı inançsızın yapamadığı bu. Avrupalı inançsız, özellikle inançsız veya farklı inanca sahip bir ortamda yetiştiyse, inancın ve içeriğinin insana neler yaptırabileceğini tahayyül edemiyor. Avrupalı, eğer dindar değilse, inancı herhangi bir bilgiyle aynı kefeye koyuyor. Arkasındaki iddiaları ve kabulleri görmüyor.

Adamlar sosyal devlet olgusunu reddeden liberter ile faiz olgusunu reddeden islamcı arasındaki farkı anlayamıyorlar. Katıksız bir sığır olduğu için eşine/sevgilisine şiddet uygulayan “modern” adamla yine kısmen aynı sebeple aynı şeyi yapan “islamcı” adam arasındaki farkı anlayamıyorlar. Bizim büyüdüğümüz ülke ve şehirlerden çok daha eşitlikçi ve özgürlükçü ülke ve şehirlerde eşitliğin ve özgürlüğün içine doğmuş olanlar “yaratıcı ile tartışmak” olgusunu da anlamıyorlar. Oysa “aydınlanmış sığırın” eşini neden dövdüğüyle ilgili bir sorgulamaya getirebileceği en meşru yanıt “çünkü ben bir erkeğim ve bu ilişkide dominant taraf olmalıyım” olabilir, o da son tahlilde tabii ki meşru olmaz. Aydınlanmamış sığır ise “kainatın her şeye gücü yeten yüce yaratıcısı beni eşimden bir adım üstün yarattı ve bana itaat etmezse dövebileceğimi söyledi” diyebilir, çünkü bu bilgi kelimesi kelimesine inanılan ve inanılması gerektiği söylenen kitapta mevcuttur. İki yaklaşımı çok farklı yapan şey bu.

İnanan insan, neye inanıyorsa inansın onu inanmayanın ya da farklı inananın karşısına koyuyor. Allah’la, Zeus’la, Vişnu’yla tartışan inançsızlar, sekülerler, ya da farklı inançtan insanlar görüyoruz tartışma programlarında. Tartışma iki farklı yanlış dikotomiyle başlıyor. Birinci yanlış dikotomi bilimin ya da dünyanın dinin tasvir ettiği hayatla eşit düzeyde tartışılabileceği. Örneğin fosil kayıtlarından, DNA’dan falan bahseden bir biyoloğun karşısına “aslında dünyayı güneş ısıtmıyor” diyen bir ilahiyatçı çıkartıyorlar, o ilahiyatçı “bu yanlış, çünkü kitapta böyle yazıyor” dediği zaman dengeli bir tartışma yapıldığını zannediyorlar. İkinci yanlış dikotomi insanla tanrı, tanrılar ya da Tanrı arasında. Bunlar birbirlerinin alternatifi, karşıtı veya dengi değil. Bir insanın karşısına sonsuz derecede güçlü, sonsuz derecede iyi, tanım olarak sonsuz derecede akıllı bir varlığı koyar ve bunun dengeli bir karşıtlık olduğunu kabullenirseniz insanın o tartışmadan galip çıkmasına imkan yok.

IŞİD gerçek İslam mı, sorusunu cevaplamak Batı’da bu yüzden çok zor. Doğu’da, bunun içinde yaşayan insanlar olarak baktığımızda ise kaç tane İslam var sorusu çok daha mantıklı. Peygamberi de işin içine katıp bu tesniye altında olayı incelerseniz, eğer Kuran’ı ve coğrafyada genel kabul görmüş hadisleri kelimesi kelimesine kabulleneceksek, IŞİD’inki gerçek İslam. Sadece Kuran üzerinden gideceksek İran’ınki daha bir gerçek sanki. 2015 yılındayız ve bir problemimiz var diyorsak da problemi objektif inceleyebilmek için daha farklı bir bakış açısına ihtiyacımız var. Şunun gibi:

  • IŞİD’in genel felsefesi ve terör eylemleri İslam’dan mı kaynaklanıyor?
  • Evet.

 

  • İslam bunların “ana” sebebi mi?
  • Evet.

 

  • İslam bunların “tek” sebebi mi?
  • Tabii ki hayır.

 

  • Bunun tek veya ana sebebi İslam dışındaki herhangi bir şey mi?
  • Tabii ki hayır.

Olayın anlaşılmasını zorlaştıran kısmı bu. Ama tekrar “Tanrı ile tartıştırılmak” meselesine girmemiz lazım. Bir neo-liberalseniz ve bu siyasi duruşu tüm kalbinizle savunuyorsanız, belli bir gün geldiğinde ve belli şartlar sağlandığında “insan” ve “ilke” karşı karşıya gelecek. Eğer iyi bir insansanız ilkelerinizden taviz verebilir ve özel durumlarda insanı savunabilirsiniz. Bu İbrahimi dinlerde var olmayan bir şey, çünkü karşınızda politik/ekonomik bir sistem ya da doktrinler bütünü değil, kainatın ve tüm hayatın yaratıcısı, sonsuz derecede güçlü, sonsuz derecede akıllı ve mantıklı, tanımlanması itibariyle sonsuz derecede iyi ve doğru bir şey var. Bunu böyle tanımladığınız için insanın ya da insan ürünü herhangi bir şeyin (örneğin demokrasi) galip gelmesi mümkün değil zaten. Eğer Galatasaraylıysanız gün geldiğinde Fenerbahçe’yi (örneğin Avrupa’da) destekleme ihtimalinizi meşrulaştıracak en azından bir çıkış mekanizması var: ülke puanı.

İbrahimi dinlerde insanların baştan kabullendikleri dışında çıkış mekanizmaları yok. Her insanın kendine ait bir İslam’ı var. Alkol kullanan ama domuz eti yemeyen bir Müslüman muhtemelen hiçbir zaman domuz eti yemeyecek, çünkü işe baştan öyle girişmiş, kendisi için mezhebi ya da yetişme şekli nedeniyle alkolle ilgili bir çıkış mekanizması koymuş ortaya. Domuz için koymamış, gerek görmemiş belki. Bir gün uzun süre çalışıp çok aç kaldığında etrafı domuz ürünleriyle doluysa bu temel ihtiyaç için elli tane farklı yer dolaşmayı seçecek. Ancak ve ancak İslam’ın uygun göreceğini düşündüğü şartlarda ölmemek için yiyecek. Alkol kullanmayan yetişkin bir Müslüman önce alkol kullanmayı uzun süreçler sonucunda kendine meşrulaştırmadığı sürece muhtemelen alkol kullanmaya başlamayacak, çünkü karşısında tanım itibariyle korkunç bir güç var.

Aynı şekilde namazdaki hareketleri bir egzersiz sistemi haline getirip İslam’ı hayatı boyunca hiç duymamış birine sistematik şekilde anlatsanız ve “bunları yapmak zorundasın” deseniz “deli misin lan, sen kimsin” deyip geçer. Bunu yapmak zorunda olduğunu hissetmeyen, olaya öyle girişmemiş Müslüman farklı bir örnek, ama bunu yapmak zorunda olduğunu hisseden ve olaya hayatının herhangi bir döneminde öyle girişmiş Müslüman için bunu yapmamak, medeni dünyada yapılması çok normal diye kabullendiğimiz şeyleri yapmamaktan çok daha mantıksız. Bir IŞİD militanı için namaz kılmamak, inanmayanın yaşam hakkına saygı göstermemekten çok daha kötü, zararlı, korkunç bir hata. Bu yüzden namaz kılıyor, rahatlıkla insan öldürüyorlar. Namaz kılmak gibi bir eylemler bütünü, insan öldürmemek gibi hemen hemen hepimiz için “insanlığa giriş” seviyesinde bir şeyden çok daha normal. Dindar birçok Müslüman için oruç tutmamak, yere düşen birini ya da ters dönen bir kaplumbağayı yerden kaldırmamaktan çok daha kötü.

Bu kadar “güçlü”, bu kadar “mantıklı” ve bu kadar “iyi” olduğunu tanım olarak kabullendiğiniz bir şeyi insanın ve insanlığın karşısına koyarsanız ne elde edersiniz? İnsanın ve insanlığın hiçbir şekilde galip gelemeyeceği bir tartışma ya da savaş elde edersiniz. Bir insanın sırf tamamen doğal -ve kontrol de edemeyeceği- düşünsel süreçler sonucunda bir öğretiye inanmaması sebebiyle, sadece bu sebeple sonsuza kadar inanılmaz acılar çekerek yanmayı hak edebileceğine tüm kalbiyle inanan insanın karşısına ne koyarsanız koyun burada tanımlanmış şeyden daha korkunç olmayacaktır. IŞİD neden var? Çok basit ve son örnek. Allah size Müslümanların üstünlüğünden bahsedip onları savunmanızı emrederse savunursunuz. Peki Allah “öldür” derse? İslam’a kelimesi kelimesine, tüm benliği ve insanlığıyla kemiklerine kadar inanan biri için, bunun önüne ne geçebilir?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *