Avrupa’nın Mülteciler Konusunda Yaptığı En Önemli Yanlış

Avrupa’da ve ABD’de, kısaca Batı’da gerçekleşen her olayda olduğu gibi, son Paris saldırılarından sonra da bir “eyvah, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar’a tepki ne olacak” korkusu başladı. Muhtemelen kafaları kesilmeyecek ya da beyaz adamın seks kölesi olarak kullanılmayacaklar, orasını söyleyebilirim. Yine de bu korku gerçekçi ve bu sorunun sorulması gerekiyor. Hemen şimdi mi sorulması gerekiyor, orasını tartışırız. Şu an çok daha önemli bir meselemiz var.

Saldırıları gerçekleştiren teröristlerden birinin üstünden Suriye’den geldiğine dair belgeler çıkmış. Bu şahıs, iddialara göre önce Yunanistan’a, sonra Avrupa’nın Batı’sına geçmiş. Bu iddiaların doğru olup olmamasının önemi yok, çünkü Avrupa’daki Müslümanlara bakış açısı her şekilde kötü bir hal alacak böyle bir saldırıdan sonra. Bunun sebebi Avrupalıların içselleştirilmiş bir kötülüğe sahip olmaları değil, sürü psikolojisi ve her toplumda bulunan cehaletin tamamen doğal şekilde dışavurumu.

The Invention of Lying adlı filmden.
The Invention of Lying adlı filmden.

Öncelikle söyleyelim ki terör eylemlerinin “asıl” kurbanları o terör eylemi ve eylemin incelenmesi sonrasında terör eylemiyle ilişkili görülen bireyler değildir. Bu eylemlerin asıl kurbanları o eylemler nedeniyle ölenlerdir. İlişkili görülen bireyler, çoğunlukta oldukları ülkelerde bu eylemleri kullanıp mağduriyet devşirmeye çalışırlar. Milliyetçilerin bazılarının sonrasında gülüp oynadıkları Ankara ve Suruç terörist eylemlerinde asıl mağdurun “birlik ve beraberlik duygularımız” ya da “toplumsal kimliğimiz” olduğunun iddia edilmesi gibi. İlişkili görülen bireyler azınlıktalarsa maalesef gerçekten mağdur olurlar, ama bu en güzel yerlerde bile çoğunluğu cahil ve muhafazakar dünyanın bir cilvesidir, içinde bulunulan toplumla ilgili yeni bir şeyler söylemek durumunda değildir bu durum. Evet, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar’la ilgili önyargılar ve kötü düşünceler bulunulan ülkeye ya da şehre göre derecesi değişmek kaydıyla artacak. Bunun birincil sebebi ise “Avrupa’da yükselen ırkçılık” değil, bu tarz maalesef doğal sonuçlara yol açan terör eylemleri. Avrupa’da yaşayan Müslümanlar da bunun mağdurları arasında yer alacaklar, ama “asıl mağdurlar” diye ağlak bir çıkış yapmak için vicdansız olmak lazım. Charlie Hebdo olayında olduğu gibi, asıl mağdurlar bu saldırılarda ölenler. Hiçbir şeye saygı duymuyorsak bile en azından bu duruma duymaya çalışabiliriz.

Peki ikinci paragrafın başında bahsettiğim iddia doğruysa Avrupa’nın yaptığı en büyük hata neydi? İnsanları kaçak göçek hareket etmeye zorlamaktı. Zengin körfez ülkelerinin çoğunun umurunda bile olmayan bir savaştan kaçan insanların Türkiye gibi yasal ve fiziksel imkanların kaliteliyi bırakın, insan gibi bir yaşama bile izin vermediği ortamlardan da kaçmaya başlamaları maalesef tek tük kalmış yaşanabilecek yerlere göçmelerini gerektirdi. Avrupa ülkeleri daha çok kişiyi kabul edebilirlerdi, ya da bazı numunelik ülkeler kabul ettikleri insanlara daha iyi muamelelerde bulunabilirlerdi. Bunlar sorun, ama en büyük sorun değil. En büyük sorun kabul edilen insanların göçerken karşılaştıkları problemler.

Kimse çoğunlukla istenmediği, yük veya tehlike olarak görüldüğü bir yere göçmek istemez. Bu insanlar göçüyorlar, neden kaçtıkları, niçin kaçtıkları da belli. Yani o insanlar bir şekilde Avrupa’ya ulaşacaklar. Bunu illa ki Türkiye’den kaçak bot kiralayıp, ailelerinin ve çocuklarının hayatını tehlikeye atıp “selam, ben geldim, mecbur alacaksınız artık” diye yapmaları mı gerekiyor? Zaten savaştan kaçan, halen kaçıyor olan, üstüne üstlük birçoğu Türkiye ve Lübnan’daki zorlu şartlarla “tüm yaşadıklarına ek olarak” mücadele etmek durumunda kalmış insanlar neden ortalıkta mantıklı hiçbir sebep yokken bu eziyeti çeksinler?

Bu insanların pasaportları hazır, kim oldukları belli. Tarihin meçhul yolcularıymışçasına ve sanki savaş içindeki bir ülkede doğmuş olmak bir suçmuşçasına zaten mantıken ulaşacakları yere gitmek için ekstra eziyet çekmeleri inanılmaz.

Ne yapılabilirdi? Bu insanların uçaklara binmelerine izin verilebilirdi. Bu insanlarla ilgili resmi kanallardan araştırma yapılabilirdi. Teknik olarak 1000 kişinin bir ülkeye yürüyerek girmesiyle havaalanından girmesi arasındaki iki fark: kolaylık ve güvenlik. O 1000 kişi oraya girecek zaten. İnsani şartlarda, kaçak-göçek olaylarına girmeden ve insanlara o ek eziyeti çektirmeden nasıl yardımcı olabilirsin?

Türkiye’deler diyelim. Buradan Havaalanına gidecekler, hepimizin geçtiği kontrollerden geçip uçaklarına binecekler. Uçaklarından indiklerinde ulaştıkları ülkede de hepimizin geçtiği kontrollerden geçecekler. Gerekiyorsa toplu halde hareket ettiklerinden ve havaalanının yolcu yükünü arttırdıklarından onlara özel kontrol noktaları da oluşturulur, buna da kimse itiraz etmez eminim. Bu yapılırsa ne olur? Birincisi, zaten savaştan ve ölümden kaçan insanlar daha iyi şartlara daha kolay, ekstra eziyetsiz ulaşırlar. İkincisi, seyahatiyle ilgili bir şüphe, tehlike, vs. bulunanlar -eğer iddialar doğruysa- Paris’e ulaşıp kendilerini patlatmadan, hepimizin geçtiği kontrollerden geçerken tespit edilirler. Böyle bir uygulama karşısında Avrupa aşırı sağının da, bu tarz siyasi oluşumların tabanının da “bakın, mültecileri aldık da böyle oldu” deme gibi bir hakkı kalmaz.

Bunu yapmadığınız zaman ülkenize cihatçı girme potansiyeli gibi günümüzde çok gerçekçi olan bir ihtimali görmezden gelip kendi vatandaşınızı tehlikeye atıyorsunuz. Bunu yapmakla kalmıyor, bir şekilde o ülkeye gelen insanın da yabancı ya da tehdit olarak algılanmasına katkıda bulunuyorsunuz. Bir topluma entegre olmak durumunda kalan bir insanın entegre olmakta zorluk çekmesi en çok o topluma zarar değil mi? Almanya’nın mültecilerle ilgili kararı (sayıyı halen az bulsam da) çok mantıklıydı mesela. Mülteciler ülkeye girecekler, belli bir süre maddi destekte bulunulacak, sonra iş imkanları sağlanacak. Bunun tek derdi tehdit altında olmadan barış içinde normal bir hayat yaşamak için Avrupa’ya gelen insana da, üretim ve tüketim üzerinden ekonomik imkanları genişleyen Avrupa ülkesine de yararı var.

Yani bunu yapabiliyorsunuz da, neden halen sınırları kapatıp, insanların işlerini zorlaştırıp zaten bir şekilde gelecek insanın zekasıyla dalga geçiyor, çoluğunun çocuğunun canını tehlikeye atıyorsunuz? Bence, Avrupa’nın en büyük hatası budur.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *