Sultanahmet’ten Ne Öğrendim: Yüzeysel Twitter İncelemesi

Sultanahmet’te meydana gelen patlamayla ilgili kriz yönetimi yorumu yapmaya zamanım da olmadı, gerek de görmedim. Zira Bayrampaşa’yla ilgili bu olaya da “cuk oturan” bir şey yazmıştım ve linki burada. Daha önce Ankara saldırısı ve benzer konularla ilgili yaptığım gibi, tweet biriktirip bu tweetleri kim atıyor, kime atıyor, tartışmadaki en popüler kullanıcılar kim gibi şeyleri incelemeye karar verdim. Continue reading “Sultanahmet’ten Ne Öğrendim: Yüzeysel Twitter İncelemesi”

Usturuplu Dönmek ve Türkiye Siyasetindeki Çılgın Manevralar

Şu an bunu okuyorsa gülümseyecek bir arkadaşla yıllar önce muhabbet ediyorduk. O aralar siyaset de bu kadar bulanık değil ve Ahmet Hakan da bu kadar “orta yolcu pısırıklık” esiri değil. Konuşma sırasında lafı geçti, “ben Ahmet Hakan’ı hiç sevmiyorum yahu” dedi. Neden, diye sordum, çünkü Ahmet Hakan siyasi görüş olarak ona çok yakın gözüktü bir an, anlam veremedim. “Sevmiyorum, çünkü döndü, ve öyle usturuplu döndü ki kötü laf edemiyorum” dedi. Bir şekilde tepki gösterecek birilerini aramaya yeni yeni başladığımız yıllardı o aralar. İnsan, özellikle ortalama genç insan, toplum önündeki figürün net olmasını istiyor. Bu öyle “ya bizden olsun, ya onlardan” tarzı Jedi vs. Sith kapışması şeklinde olmak zorunda değil. İnsanların tepki göstermeyi hak ettikleri o kadar çok şey var ki, kimse hiçbir şeyi kaçırmak istemiyor. Net olsun ki tepkimizi de ona göre verelim. Continue reading “Usturuplu Dönmek ve Türkiye Siyasetindeki Çılgın Manevralar”

Usturuplu Dönmek ve Türkiye Siyasetindeki Çılgın Manevralar

Şu an bunu okuyorsa gülümseyecek bir arkadaşla yıllar önce muhabbet ediyorduk. O aralar siyaset de bu kadar bulanık değil ve Ahmet Hakan da bu kadar “orta yolcu pısırıklık” esiri değil. Konuşma sırasında lafı geçti, “ben Ahmet Hakan’ı hiç sevmiyorum yahu” dedi. Neden, diye sordum, çünkü Ahmet Hakan siyasi görüş olarak ona çok yakın gözüktü bir an, anlam veremedim. “Sevmiyorum, çünkü döndü, ve öyle usturuplu döndü ki kötü laf edemiyorum” dedi. Bir şekilde tepki gösterecek birilerini aramaya yeni yeni başladığımız yıllardı o aralar. İnsan, özellikle ortalama genç insan, toplum önündeki figürün net olmasını istiyor. Bu öyle “ya bizden olsun, ya onlardan” tarzı Jedi vs. Sith kapışması şeklinde olmak zorunda değil. İnsanların tepki göstermeyi hak ettikleri o kadar çok şey var ki, kimse hiçbir şeyi kaçırmak istemiyor. Net olsun ki tepkimizi de ona göre verelim. Continue reading “Usturuplu Dönmek ve Türkiye Siyasetindeki Çılgın Manevralar”

Bitmek Bilmeyen Yahudi Nefretimiz

Birkaç yıl önce yapılmış bir anketle ilgili daha önce de bir yazı yazmıştım. Nefretin tabii ki sebebi olmaz, bir insandan değiştiremeyeceği, tercih edemeyeceği özellikleri nedeniyle nefret etmek için iğrenç bir kişiliğe sahip olmak gerekiyor. Ama bazı durumlarda haksız da olsa sebep bulabiliyorsun. Türkiye’nin Yahudilere nefretinde ise haksız bir sebep bile görmek mümkün değil. Anketin en önemli iki istatistiğini vereyim: Türkiye nüfusunun yaklaşık %70′i Yahudi komşu istemiyor; aynı nüfusun %90′ı hayatında bir Yahudi vatandaş ile bile karşılaşmamış. Şu noktada ülkemizde 20 bin civarı Yahudi vatandaşımız var. Onları komşu olarak istemememiz için ortada somut bir neden de gözükmüyor. Yani %90′ı hayatında tek bir Yahudi görmemiş Türkiye insanı, bu vatandaşların sırf Yahudi olmalarından dolayı bir zararlarını görmüş olamaz. Kaldı ki bir insan neden çevresine sırf Yahudi olduğundan dolayı zarar versin? Bunu düşünmek, hesabını yapmak bile çirkin. Yani kafadan “ülkenin %70′i sebepsiz yere %0.026′sından nefret ediyor” ve %90 ihtimalle bir tanesiyle bile karşılaşmadığı bu vatandaşlarla iletişim kurmayı, dost olmayı bırakalım, onları evinin yakınında bile görmek istemiyor. Continue reading “Bitmek Bilmeyen Yahudi Nefretimiz”