Vatandaşın Verdiği Mesaj

Hayattaki tek amacı ve görevi malum olanın ortaya konması ve hiçbir şey ifade etmek zorunda olmayan verilerden “başarı çıkartmak” olan sözümona uzmanlarla doluydu dün TV ekranları. Numunelik bir iki kadın bulunduranlar dışında her kanal bir erkek diyarıydı. Kıllı mıllı herifler hepimiz, hepiniz için konuştular, kazanan ve kaybeden belirlediler, ve gerçekte hiçbir analize girmeden kazananın ne kadar akıllı, kaybedenin ne kadar aptal, kazananın ne kadar doğru, kaybedenin ne kadar yanlış olduğundan bahsedip durdular. Bu tabii ki ülkedeki güç tapıcılığından kaynaklanıyor. Bu ülkede “şapkayı önüne koyup düşünmesi gereken” hep azınlıktaki, ya da azınlıkta kalan, veya çeşitli sayıların düşük olanına sahip olan, ya da öyle kalan oluyor. Peki, hırsızın hiç mi suçu yok?

Belki problemi veya başarıyı başka yerlerde aramamız lazım. Yapılan hiçbir şey çalışmıyor. Hukuk ne kadar ayaklar altına alınırsa alınsın, canhıraş bir şekilde “tamam problem var ama hukuk yok demek de ayıp olur” diyen yalakalar olacak.  Basın ne kadar baskı altında olursa olsun, baskıyı kabullenen, ama yeterince kabullenmediği düşünüldüğü için terörist ilan edilen gazeteler arasından seçimin hemen ertesi gün Yeni Şafak’a dönüşüp “işte büyük lider” teraneleri savuracak ibişler çıkacak. Seçim hilelerine, üçüncü dünya ülkelerindeki gibi silah altında yapıldığı belgeli, kanıtlı oylamalara değinmeyeceğim. Biz değinsek de “milli iradeye saygı duyuyoruz” deyip, ölen yüzlerce insanın hatırasına küfredecek parti liderleri çıkacaklar, ve biz de “belki bildikleri bir şey olduğunu ve konuyla ilgili bize henüz aktarmadıkları bir şeyler yapmayı planladıklarını” umacağız. Yine de her türlü iddia ve karşı-kampanyanın yanında oyunu ve milletvekili sayısını arttırabilmiş tek muhalefet partisinin liderine ilk sorulan soru “istifa edecek misiniz” olacak. O lider kurultay sürecinin devam ettiği gibi çok açık ve net bir cevap verdikten sonra en muhalif bildiğiniz gazeteler “istifa sorusu karşısında top çevirdi” başlıkları atacaklar. Neden? Ülkece şerefsizlik abidesiyiz. Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz şerefsiz.

CKBuUUIUEAACOv7

Son birkaç yılda bir sürü seçim, skandal, vs. yaşadık, halen “halk X mesajını verdi” geyiği dönüyor. Bıkmadınız mı? Birincisi, halkın belli bir mesaj verdiğini iddia edenler, düğün bahşişi konusunda anlaşmazlık çıktığında bir insanı sürükleyerek öldürebilecek tıynette tiplerin gayet homojen ve organize şekilde mesaj verebildiklerini, ya da yaptıkları şeylerin kolektif bir mesaj şeklinde sonuçlanabileceğini kabul ediyorlar. İkincisi, diyelim ki halk denen terör örgütü (evet, toplu davranış şekilleri bakımından halklar terör örgütleridir, karar verme gücü ve hakkı olan insanlardan bahsedecekseniz aradığınız kelime: vatandaş) gerçekten bir mesaj verdi, böyle bir mesajı kabullenmek ve kıçımızın üstüne oturup kalmak konusunda fazla istekli davranmıyor muyuz sizce de? Tanıyan bilir, ümitsizliğin Allah’ı bende var. Ben de çoğunuz gibi kafamın üstünde pis bir ayakkabının her geçen gün beni daha da aşağı ittiğini iliklerime kadar hissediyorum. Ben de çoğunuz gibi geleceğe dair en ufak bir ümide sahip değilim uzun zamandır. Ben de sokakta yürürken, toplu taşımada sürünürken, insanların bu nefret dolu diğer yarısıyla (daha doğrusu yarısından fazlasıyla) iletişim kurarken ya ümitsizlikten öleceğimi hissediyor, ya da bir an önce ölüp kurtulmayı umuyorum.

Evet, ümitsizim. Hayır, gün doğmadan neler doğar demeyeceğim. Bu seçim sonucunu o veya bu şekilde meşru kabul edeceksek, her şekilde gitgide kötüleşmeye devam edecek, gitgide cehenneme dönecek bir hayatın dört yıl daha devam edeceğini de kabul etmiş oluyoruz. Yani kimse güzel bir şeyler beklemesin, olmayacak. Bence kimse de “lanet olsun ya ne kadar da kötü her şey” serzenişlerine devam etmesin. Ben etmeyeceğim. Yaza yaza parmaklarımız aşındı yıllardır. Hep beraber, kenarda köşede iyi insan kalmıştır belki ümidiyle (başka ümidimiz yok zaten) bu boktan, ve gitgide boktanlaşan/boktanlaşacak ülkede yaşam mücadelesi vermeye devam edeceğiz. İsyan etmenin, “neden” diye sormanın da bir manası kalmadı. Katran kaynatılınca şeker olmuyor. Aziz Nesin göndermeleri, önüne çıkan her mizah öğesine “adam doğru demiş” diye yaklaşmalar, öfkeyi dışa vurmalar da bir şeye yaramıyor, yaramayacak.

13 (yazıyla: on üç) yıl çok uzun bir zaman. Hepimiz çok yorulduk. Hepimiz de yıllar önce pes etmiş olmamıza rağmen her seferinde “ulan ya olursa” diye uğraşmaya devam ettik. Belki bundan sonra da devam edeceğiz. Yine de yıllardır pes etmiş durumdayız, bunu göremeyen varsa diye küçük bir hatırlatma yapmak istedim.

Bundan sonra ne olacak?

Bir bok olmayacak.

Bundan sonra ne yapacağız?

Elimizden ne geliyorsa.

İşe yarayacak mı?

Muhtemelen yaramayacak.

Yine de yapacak mıyız?

Yapacağız.

Ben artık sadece kişisel olarak ilgilendiğim, beni mutlu eden şeylerle uğraşmak, hayallerimi dert etmek istiyorum. Birçok insanın “yeter ama” diye başlayarak yaptığı gibi “bundan sonra siyasetle ilgilenmiyorum” triplerine giremeyeceğim. Hepimiz biliyoruz ki bu ülkede bu mümkün değil. Yine de en azından kafaları toparlayacak zaman ve uğraş gerek. Geleceğiniz için dertlenmek ve sabah akşam hep aynı tip bıyığa sahip adamların yaptıklarıyla ve dedikleriyle uğraşmak yerine daha fazla kitap okuyabilir, imkanınız varsa hobi edinebilir, paranız varsa daha güzel yerlere gidebilirsiniz. Ben olsam giderdim yani.

Size “gönlünüzü ferah tutun, elbet bir gün” diye başlayan cümleler sarf edemeyeceğim. 13 yıl yeterince uzundu, 17 yıl yarım işçi ömrü bu ülkede. Sadece kafanızı ferah tutun, vicdanınız gerçekten rahatsa iyi insanlarsınızdır, bundan daha fazlasına ihtiyacınız yok, ve elinizden bir şey gelmeyecek. Özey geçeyim.

Siktir et be Türkiye.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *