Sözün Başladığı Yerdeyiz

Vatandaşlar arasında olduğu kadar medyadaki çekingenlik, korku, pısırıklık da anaakım gazete temsilcilerinin ifade edeceği şekliyle “düşündürücü”. Geçtiğimiz yıllarda yanlış hatırlamıyorsam Ece Temelkuran’ın bir yazısı vardı, “… Hrant öldü … biz de işten kovulduk” gibisinden ifadeler içeren. Tabii ki düşünce nedeniyle işten kovulmanın savunulacak tarafı yok, ancak orada ölenlerle kendini aynı kefeye koymasından rahatsızlığımızı sertçe belirtmiştik. Ana mesele bu değil tabii, ama ana meseleye ışık tutuyor. Binlerce muhabirin asgari ücrete, ya da asgari ücrete çok yakın maaşlara çalıştırıldığı ülkemizde “medyatik” köşe yazarları ve televizyon kişilikleri korkunç paralar alıyorlar. İşten atıldıklarında da mutlak manada mağdur değiller, hatta işten atılmalarından ekstra prim toplayabiliyorlar “düşüncesi nedeniyle hor görülen cesur gazeteci” imajıyla.

Cesur gazeteci imajı her zaman yapay olmayabilir, ve tabii ki servet düşmanlığı konuyu açıklamıyor. Yatları-katları olan da işten atılmasın, tehdit edilmesin, asgari ücrete çalışan da. Yine de “zenginlik” ve “ünlülük” önemli. Demirtaş’ın Ankara’daki patlamayla ilgili açıklamalarından sonra Zeynep Tüfekçi çok güzel bir noktaya parmak bastı.

Hemen Türkçe halini girelim:

Ne zaman Türkiye televizyonlarını izlesem, hükümetten kişilerin ihanet derecesinde muhalif dediği kanalların korkunç derecede yumuşak başlı, uysal olduklarını hatırlıyorum.

Ülkemiz gazeteciliğinin en büyük problemlerinden biri bu, ama bu problemin halen var olmasının en önemli sebebi birçok insanın sahip olmayı ölesiye isteyeceği konumlara sahip gazeteciler. Hatırlayacağınız gibi DİHA muhabirinin kafasına silah dayandığı zamanlarda Ahmet Hakan da saldırıya uğramıştı. Buraya döneceğiz, başka örnek verelim. Şirin Payzın, yayında kendisine “Basın özgürdür. Siz kimi isteyip de programa çıkaramıyorsunuz?” diye soran Etyen Mahçupyan’a “HDPlileri çıkaramıyoruz” demişti. Oysa Şirin Payzın’ı, aynen Ahmet Hakan gibi yalnızca anaakım figürleri programa davet edip, akıllara zarar argümanlar karşısında tarafsız gözükmek adına “anlayışlı bir şekilde onaylayarak kafa sallaması” ile tanıyoruz.

Ahmet Hakan örneği gazetecilik ve özel olarak televizyonculukta en orta yolcu, en beceriksiz, en “bir şeye derman olmaz” örneklerden biri, ama bu orta yolculuğuna rağmen terörist ilan edilmekle kalmayıp üstüne bir de dayak yedi. Ülkenin en güzel şehirlerinden birinin en güzel, en rahat, en modern semtlerinden birinin göbeğinde dayak yedi. Peki biz onun yaşadığı yerden çok daha kötü yerlerde yaşayan ortalama vatandaşlar olarak çok daha muhafazakar çevremizden dayak yediğimizde sesimizi nasıl duyuracağız, kime gideceğiz ve nereden destek bulacağız?

ahmet2

Tabii ki haber ve yorumda kantarın topuzunu kaçırmamak gerekebiliyor bu baskı ortamında. Bazı platformlarda yer almak sesinizi daha net ve gür duyurabilmenizi sağlıyor. Dolayısıyla “burada kalırsam kendimi daha çok kişiye ulaştırırım” kaynaklı oto kontrolü desteklememekle birlikte, anlayabiliyorum. İşin öteki tarafında ise, tabii ki herkesten bir DİHA cesareti beklemiyorum. Başımıza her an her şeyin gelebileceği bir ülkede yaşıyoruz. Asıl anormal olan şey “korkmamak” olurdu. Korkmak gayet doğal.

Yine de tuzu bu kadar kuru, etki alanı bu kadar geniş, işsiz kalsa bile tam anlamıyla işsiz kalmayacak, serveti ve çevresi yıllarca sülalesine yetecek tiplerin bu kadar “yumuşak başlı” kalmaları bana çok ilginç geliyor. Yazdığım birçok şeyi gönüllü yazıyorum, yaptığım birçok şeyi para karşılığı olmadan yapıyorum. İyi de (ulan) aynı tehditleri ben de alıyorum, aynı ithamlarla ben de karşılaşıyorum. Benden rahatlık, çevre ve gelecek açısından yüzyıllarca ötede olan koca koca insanların benim kadar bile cesaretli olmamak, gözükmemek için yaptıklarını gördükçe sinirden kafamı duvarlara vurasım geliyor.

Aynı iki örnek üzerinden açıklamak gerekirse, Şirin Payzın gibiler tarafsız gözükmek için ellerinden geleni artlarına koymadıkları için, örneğin Mehmet Metiner gibileri “anlayışla ve açık görüşlülükle dinleyip” kafalarıyla onaylayabildikleri için, hatta HDPli birini TV’ye çıkartmamak için ellerinden geleni yaptıkları için o Şirin Payzın’ın “bizde olmasa da başka kanallarda” diye bahsettiği kanallar HDPli birilerini ekrana çıkartamıyorlar. Ahmet Hakan gibiler bir “tarafsız gözükelim”, biraz “her görüşe yer verelim” diye cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısında yarım saat “ama Demirtaş’ın o açıklamaları hiç hoş olmamış” meselesi tartışabildikleri için asıl tartışılması gereken şeyler tartışılmıyor. Ülkece en cesaretli, en objektif, en gerçek gazeteciliği kenarda köşede kalmış gazete ve TV kanallarından, üç kuruşa çalışıp sırf ideolojik kaygılarla aç biilaç gerçek gazetecilik yapmaya çalışan garibanlardan bekliyoruz. Oysa bu büyükler, zenginler, etkililer ve rahatlar, azıcık popişlerini kaldırıp birazcık daha cesaretli olmak isteseler ne olur? Hadi hepsi bir yerlerden atılsın, kovulsun. Bu derece ünlü, etkili olan herkes hiçbir kaygı duymadan düşündüğünü dile getirse, normalde düşünmediğini düşünmeyi denese, bir bariyer aşılmış olur. Her şeyi garibandan, kenarda köşede kalmış “farklılık”tan beklemek ve bir şeylerin değişeceğini ummak en düz tabir ile geri zekalılık.

Güç ve etki dengesinin bu kadar bozuk, yalancılığın ve barbarlığın bu kadar yayılmış olduğu bir ortamda tarafsız olmaya çalışmak güçlüden, haksızdan, barbardan yana taraf almaktır. İlla ki gazetecilik yapacaksak, yapacaksanız, pusulanız tarafsızlıktan ziyade objektiflik olmalı. Yorumda tarafsızlık olmaz. Yorumda tarafsızlık gazetecilik değildir, malumun aktarılmasıdır, ki bunu her yıl milyonlarca lira kazanmadan da yapabilirsiniz. Birilerinin artık çıkıp en azından en basit meselelerden başlaması, sorunların üzerine gitmesi gerek.

Düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı açılmış bir savaş var, ve muhafazakar çoğunluk bu savaşın karşı tarafında durmayı tercih ediyor. Bizim ise sadece kelimelerimiz var. En azından kelimeleri kullanabilmemiz gerek. Ülkede birçok şey raydan çıkmışken halen bu “aman yanlış anlaşılmayayım”, “aman kabul göreyim” tavırları ciddi onursuzluktur. Kendinize gelin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *