Twitter’daki Leyla Zana Tartışmasında Öne Çıkanlar – Sosyal Ağ Analizi

Leyla Zana’nın TBMM’deki yemini sırasındaki Kürtçe ifadeleri ve “Türk milleti” yerine “Türkiye milleti” ifadesini kullanması tartışma konusu olmuştu. Bu yüzden geçtiğimiz iki gün içinde atılan tweetlerden Leyla Zana’dan bahseden 10000 tanesini toplayıp sosyal ağın bir resmini çıkartmak istedim. Yani bu ağ nasıl görünüyor, kimler en etkili veya bağlantılı kullanıcılar, en çok ne tür ifadeler kullanılmış gibi bilgilere ulaşmaya çalıştım.

Buna girmeden önce, ne yaptığımı, neye baktığımı daha iyi anlamak isteyenler “Türkiye Twitter’ında muhalefet” ile ilgili yaptığım şu linkteki çalışmaya bakabilirler (İngilizce). Continue reading “Twitter’daki Leyla Zana Tartışmasında Öne Çıkanlar – Sosyal Ağ Analizi”

Zannedersem Tek Eksiğiniz Yeni Bir Merkez Sağ Partiydi

Bu yazıyı spesifik görüşler üzerinde yorumda bulunmaktan ziyade, bu konu hakkında en azından kendi çevremde bir tartışma başlatayım da birlikte bir şeylere ulaşalım diye yazıyorum. Yani önce siz benimkini göreceksiniz, sonra ben de sizinkine bakacağım. Bozulmaca yok. Beni yıllardır en çok hayrete düşüren, “yeni bir merkez sağ parti lazım” görüşünün aşırı yoğun şekilde savunulması oldu. Hatta AKP destekçileri arasından demokrat gözükmek isteyenler dahi “tabii canım, renk olsun” diyerek bu görüşü desteklediler ya da destekler gibi yaptılar. Belki böyle bir partinin çıkmasına izin verecek bir ortam olmadığını bildiklerindendir. Continue reading “Zannedersem Tek Eksiğiniz Yeni Bir Merkez Sağ Partiydi”

Sözün Başladığı Yerdeyiz

Vatandaşlar arasında olduğu kadar medyadaki çekingenlik, korku, pısırıklık da anaakım gazete temsilcilerinin ifade edeceği şekliyle “düşündürücü”. Geçtiğimiz yıllarda yanlış hatırlamıyorsam Ece Temelkuran’ın bir yazısı vardı, “… Hrant öldü … biz de işten kovulduk” gibisinden ifadeler içeren. Tabii ki düşünce nedeniyle işten kovulmanın savunulacak tarafı yok, ancak orada ölenlerle kendini aynı kefeye koymasından rahatsızlığımızı sertçe belirtmiştik. Ana mesele bu değil tabii, ama ana meseleye ışık tutuyor. Binlerce muhabirin asgari ücrete, ya da asgari ücrete çok yakın maaşlara çalıştırıldığı ülkemizde “medyatik” köşe yazarları ve televizyon kişilikleri korkunç paralar alıyorlar. İşten atıldıklarında da mutlak manada mağdur değiller, hatta işten atılmalarından ekstra prim toplayabiliyorlar “düşüncesi nedeniyle hor görülen cesur gazeteci” imajıyla.

Continue reading “Sözün Başladığı Yerdeyiz”