Bulantı

Var. Ne mi var? Kim mi var demeliydiniz sanki… Bazılarınız tam olarak böyle dedi belki, belki bazılarınız hiçbir şey demediler. Var! Tanrı var! Tanrı var ve yatağımızdan yeni kalkmış, pencereden dışarıya bakıyor. Bir elinde sigarası… Kalktığı yer sıcacık kalmış. Ama soğuyacak ve bir daha ısınmayacak orası. Çünkü başkalarına gidecek. Öyle dakika başı tanrı mı çağırılırmış, oturun yemeğinizi yiyin bakayım! O bir sözde-denizci gibi… Her gün başka bir limanda, bir başkasıyla. En azından bizden başkasıyla. Sizi çok mu seviyor sanıyorsunuz? Vallahi kendisine sormak lazım, ben bilemem. Ama dün gece hiç öyle gözümüyordu. Hep bu bir önceki geceler “öyle gözükmez”. Bu kadar kısa zamanda güvenirsiniz ona. Darda kalmışsınızdır, yardım isteyecek onu bulursunuz; çok sevinirsiniz, olayla bağlantısı olduğundan emincesine ona teşekkür edersiniz. Tanrının sizden başka işi gücü yok mu sanıyorsunuz kuzum? Nedir sizi onunla bu kadar samimi yapan? Senli-benli olmuşsunuz koskoca tanrı ile! Bir tane “Sayın Tanrım, size yollamakta olduğum iş bu dua’yı en kısa zamanda yanıtlamanızı temenni eder, bilgilerinize arz ederim” şeklinde cümle duydunuz mu insanlardan? Siz onu seviyorsunuz, değil mi? Ama o sizi sevmek zorunda değil… Yüzyıllardır “İsa seni seviyor” ezberiyle büyütülen çocuklar İsa’nın gerçekten onları sevmek gibi bir zorunluluğu olmadığını öğrendiklerinde hâlâ onu sevebilecekler mi? İsa ne yapıyor bilmiyorum ama beni de ilgilendirmiyor zaten. Ama tanrının ne yaptığını biliyorum. Şu an saunada. Birazdan havuza girecek, bir şeyler düşünecek. Sizi düşünmeyeceğinden emin olabilirsiniz. Ama düşünecek bir şeyler. Sonra kurulanıp odasına çekilecek, çekmeceyi açacak. O büyük, kırmızı düğmeye basıp basmamak arasında kararsız kalacak. Sonra vazgeçecek. Amannnn, takılsınlar diyecek. “Amannn, takılsınlar”sınız siz tanrının gözünde. Bu kadar öneminiz yok. Olmasına da gerek yok. Tanrıyı seviyorsunuz, değil mi? Peki neden seviyorsunuz? O da sizi seviyor diye. Hem o çok büyük diye. Hastalıklı isteklerinizi, bitmek-tükenmek bilmeyen arzularınızı gerçekleştirmeye bir tek onun gücü yeter diye… Sizi korur, kollar diye değil mi? Ev halkını koruyan tanrıya inanmaktan daha keyif verici ne olabilir ki? İkiyüzlüsünüz, hatta düzgün dörtyüzlü piramitsiniz ve bir gün kendi üzerinize oturup kahrolacaksınız! Tanrı da ömrünüzde bir kere size gelecek, hayatınızı becerip gidecek… Arkasında ise sadece o birkaç dakikalık sıcaklık kalacak. O da ne sizi, ne de içinizi ısıtacak. Sizi bir daha aramayacak. Zaten numaranızı da verecek fırsatınız olmayacak ki… Her şey bir anda gelişecek, ruhunuz duymayacak önceden. Siz kendinizi yarı mutlu, yarı pişman hissederken o çok uzaklarda olacak. Bir daha gelmeyecek! Ve siz hâlâ onu bekleyip ağlayacaksınız geceler boyu. Bir şey beklemeden sevmeyi öğrenene dek.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *