bach a l’orientale

içeride sürreal hava akımlarıyla çalkalanmış
şapkadan taze çekilmiş tavşan kulakları gibi
sıcacık, bahar gülümsemelerinin kokusu gibi aşk
her yerde, güç gibi aynı, içimizde, dışımızda
içimizden ve dışımızdan, sonra dışımıza sonra sana, bana
ya da önce, ya da öncesi yok, önü de yok ki
arkasının olmaması gibi, gibi de değil aslında

Bulantı

Var. Ne mi var? Kim mi var demeliydiniz sanki… Bazılarınız tam olarak böyle dedi belki, belki bazılarınız hiçbir şey demediler. Var! Tanrı var! Tanrı var ve yatağımızdan yeni kalkmış, pencereden dışarıya bakıyor. Bir elinde sigarası… Kalktığı yer sıcacık kalmış. Ama soğuyacak ve bir daha ısınmayacak orası. Çünkü başkalarına gidecek. Öyle dakika başı tanrı mı çağırılırmış, oturun yemeğinizi yiyin bakayım! O bir sözde-denizci gibi… Her gün başka bir limanda, bir başkasıyla. En azından bizden başkasıyla. Sizi çok mu seviyor sanıyorsunuz? Vallahi kendisine sormak lazım, ben bilemem. Ama dün gece hiç öyle gözümüyordu. Hep bu bir önceki geceler “öyle gözükmez”. Bu kadar kısa zamanda güvenirsiniz ona. Darda kalmışsınızdır, yardım isteyecek onu bulursunuz; çok sevinirsiniz, olayla bağlantısı olduğundan emincesine ona teşekkür edersiniz. Tanrının sizden başka işi gücü yok mu sanıyorsunuz kuzum? Continue reading “Bulantı”