Seçim2015: Düşünsel Süreçlerin Dayanılmaz Ağırlığı, Neden, ve Kim

Yazım hatası, vs. varsa pek takılmayın lütfen. Yazıyı kontrol edecek vaktim olmadı, ki fazlasıyla uzun zaten. Genel görüşümün ve bu yazının özetini okumak isteyen bu linke tıklayabilir.

Burada birçok arkadaşım birçok farklı düzlem, şekil ve içerikte seçim öncesi “bildirisi” yayınlamış. Ben de yayınlayacağım. Okuyup okumamaya karar verebilmeniz için önce size kendimi özet geçeyim (zorunda değilim) ki birbirimizi yanlış anlamayalım, kırmayalım, ya da en azından gereksiz muhabbetlerin “ızdırabını çekmek” zorunda kalmayalım.

ibrahim_tatlises

Yıllardır CHP destekçisiyim. Hatta son yıllarda düşüncelerim çok değişti, bu yüzden yıllar yıllar önce “Baykal CHP’si” destekçisi olduğum dönemler de olmuştu ergenken falan. Bundan utanmıyorum, herkes hata yapabilir, ve şu anki görüşlerimin doğal şekilde gözlem, eğitim ve mantık yürütmeyle geliştiğini, takip ettiğim, takdir ettiğim politikaların mantıklı olduğunu düşünüyorum.
2007’de CHP’ye oy verdim. Mantıklı olduğunu düşünüyordum, ki alternatifleriyle karşılaştırıldığında o zaman meclise girmiş partiler arasında CHP’nin yine en iyi seçenek olduğunu düşünüyorum. 2007 – 2011 arasında CHP’nin gösterdiği performanstan ise memnun değilim.
2011’de Sırrı’ya verdim. Sırrı uzun süre çok güzel şeyleri ya “yaptı”, ya “yapılmasına vesile oldu”, ya “en azından yapmaya çalıştı”. Özellikle son zamanlara doğru ciddi saçmaladığına ve beni defalarca hayal kırıklığına uğrattığına da şahit oldum.
Son yerel seçimde full CHP’ye verdim. Muhtar için kullandığım oyu da 2006’dan beri bir kez Rumelifeneri Köyü’ndeki muhtarlığa işim düştüğünde bana normalde yardımcı olmak zorunda olmadığı bir konu hakkında yardımcı oldu diye eski muhtara verdim. CHPli Sarıyer Belediyesi’nden son derece memnunum ve Sarıyer’in –AKP sonrasında- her zamanki gibi güzel bir gidişatta olduğunu düşünüyorum. Arada hata, eksik, yanlış görürsem eleştiriyorum.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin Ekmeleddin seçimini mantıklı bulmadım, haftalarca “sizin yapacağınız seçimi yemişim, Selobaşgan’a oy veriyorum” muhabbeti çevirdim. Erdoğan’ın ilk turda kemiksiz galibiyet alacağından da emindim, sırf –genelde bu tarz davranışı eleştiririm- vicdanım rahat olsun diye uykusuz bir günde sıcak yatağımdan kalkıp Rumelifeneri gibi bir köyden çıkan birkaç Demirtaş oyunun arasında yer aldım. Sandık etrafı bomboştu. Köye gittiğim otobüsteki yolculuğum boyunca Garipçe ve etrafındaki doğa ve değer kaybına küfrettim, hatta birisi otobüste kustu, herkes köyüne gitmeye devam etti. Otobüsten inenlerin çoğu oy kullanmıyordu. Sandık etrafı, evet, bomboştu. Köy ahalisinden birkaç kişiyi ve bizim okuldan bir kızı gördüm orada (tanışıklığım yok, ama yüz tanıdık geliyor okul küçük olduğu için), ona da gıyabında “bir şey yaptığı” için teşekkür ediyorum. Cumhurbaşkanlığı seçimi sonucuyla ilgili yorumumu zaten beyefendinin özellikle seçim dönemindeki eylemleri üzerinden rahatça anlayabilirsiniz.
27 yaşında, iyi bir eğitim almış ya da en azından almış olduğunu düşünen, artık görüşleri de pek kayda değer oranda değişmeyecek “liberal” bir insanım. Liberal olduğum için herkesten küfür yemeye de alışığım, ama önce bir liberal kelimesinin tanımı neymiş ona bakılırsa daha memnun olurum. Sonra yine küfredersiniz. Peki aylardır neden “CHP’ye oy vereceğimi” söylüyorum? HDP’ye oy vermeyecek olduğumdan (burayı hatırlayın, sonra döneceğim).
HDP’ye oy vermeme sebebi benim profilimde ve düşüncemde biri için ne olabilir? Tane tane anlatıyorum.
Solcu bir parti olduğundan ve birçok CHP destekçisi de dahil solcuların bayıldıkları o söylemde tekrarcı ve değersizleştirici sol muhalefet söylemine çok sarıldığından.
Bu ülke için ve benim yaşam şartlarım için daha çok inandığım, daha çok güvendiğim, oy oranı ve “vaat gerçekleştirebilirlik” açısından daha rahat ve etkili çalışabileceğini düşündüğüm başka bir partiyi desteklediğimden.
Ek olarak şundan: tamam, HDP’yi destekleyelim, ama hepimiz HDP’yi destekleyeceksek CHP’ye kim oy verecek? HDP’nin meclise girmek istediği kadar, CHP de oyunu arttırmak istiyor. HDP’nin meclise girme hakkına sahip olduğu kadar, yenilenmiş, kendini geliştirmiş CHP’nin de oylarını arttırma, vatandaştan hak ettiği desteği görme hakkı var.
Ya da, “aynı oranda” var mı?
Seçim çalışmalarından da önce, seçim tartışmalarının HDP’nin ilk “parti olarak katılıp barajı geçeceğiz” açıklamasıyla başlamasından itibaren bir kere bile HDP barajı geçmese iyi olur demedim. Barajın varlığını oldukça haksız buluyorum, geçememeli hiç demedim. Önceki cümleye dönersek, bir kere bile “siyaseten” (düşünce ve mantığımı bir kenara bırakıp sırf pragmatik manada) HDP’nin barajı geçmemesinin CHP’ye, ülkeye, benim yaşam şartlarıma, insanlığa, vs.’ye yararı olabileceğini düşünmedim, söylemedim.

Azıcık ara verip arkadaşlarımın paylaşımlarına yorum yapayım.
“Gerçeği görün, HDP meclise girerse AKP’yle koalisyon kuracak.”
Bunu dünkü patlamadan sonra söylüyorlar. Bunu aklınız hayaliniz alıyor mu? Gerçekten bu kadar mı mantığınız? 160’tan fazla saldırı, yüzlerce yaralı, birkaç ölüden sonra Demirtaş AKP’yle masaya otursa ilk olarak o içten içe düşmanlık beslediğiniz, “bölücü teröristler” diye genellediğiniz Kürt insanı bizzat Demirtaş’ı bir direğe bağlayıp sırayla suratına tükürmez mi? Bu insanlar daha ne çeksinler ulan? Şiddeti görüp (bazen olmayan yerde görüp, uydurup, inanıp) “ovaya inip siyaset yapın” diyorsunuz. Siyaset yapmaya çalışıyorlar, aylardır bir sürü saldırı, hedef gösterme ve provokasyona azıcık seslerini bile yükseltmeden sağduyu ve insanlıkla yanıt verdiler. Dünkü saldırı sonrasında bile insan üstü bir çabayla birbirlerini sakinleştirdiler. Dünkü saldırı sonrasındaki TOMAlı devlet saldırısından sonra bile bu sükunetlerini korudular. Bu sefer de, tüm bunlara rağmen “meclise girememeliler” diyorsunuz. Meclise girmeyip ne yapsın? Oturdukları yerde kafalarına sıkıp yok mu olsunlar bu insanlar? Hiçbir tepkilerini tanımıyorsun ki? Milyonlarca insan (HDP’ye destek veren, Kürt veya Kürt değil, Doğulu veya Batılı) için daha yıllarca “yoklarmış gibi yapmaya” devam mı edelim?
“HDP’ye oy verdiğim için linç ediliyorum, siz muhafazakar sağcıysanız gidip CHP’ye MHP’ye oy verin.”
Ben de liberal olduğum ve CHP üyesi olduğum için linç ediliyorum ve AKP’nin algı yönetimi ve şeytanlaştırma politikalarına kapılmış olan sizler bana yıllardır (hiçbir faşist söylemde bulunmamama rağmen) faşist muamelesi yapıyorsunuz. CHP’ye oy vereceğimi söylediğimde arkadaşlarımın yarısından fazlası yüzünü ekşitiyor, “İzmirli sarışın teyze” şeklinde pejoratif bir aşağılama yavşaklığının muhatabı oluyorum. Ben size ne yaptım ulan? CHP ve MHP’yi aynı şeyin örneği olarak vermek en kibar ifadesiyle münasebetsizlik, terbiyesizlik, cehalettir.

Dönelim asıl konuya. Evet, CHP üyesiyim. Yukarıda “neden HDP’ye vermezsin” sorusunu yeterince samimi ve açık şekilde cevapladığımı düşünüyorum.
Başka bir soru ise yukarıda “öncelikle” manasında değindiğim “HDP’nin ne kadar meclise girme hakkı varsa, CHP’nin de o kadar oylarını arttırma hakkı var mı?”
Yok. Evet, yok.
CHP’yle ilgili iki ihtimal var: oylarını arttırır, ya da azaltır. Bu iki ihtimalin de gerçekleşmesine dair çeşitli faktörler var. Bir an için adil bir seçim olacağını düşünürsek bu tarz faktörlerin hiçbiri “temelde, tanım olarak haksız” değil. Yani CHP bir politika sunmuştur, beğenilmez. Ya da CHP bir profil sergiliyordur, rakipleri onu olumsuz manada toplum içinde –CHP’nin olumlu yönettiğinden- daha iyi yönetir. Bunlar ve bunlar gibi şeyler temelde haksız şeyler olmak zorunda değil. Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı’nın meydanda parti propagandası yapıp Kuran sallaması temelde haksız bir şey, ama bu sadece CHP’ye değil diğer de herkese aşağı yukarı aynı tür haksızlığı yapıyor ve paragrafın başlarında “adil bir seçim olacağı” kabulüyle çıkarım yaptık.
HDP için de iki ihtimal var: meclise girebilmek, ya da girememek. HDP’nin %10 civarı oy alacağını hepimiz biliyoruz. 9 olur, 13 olur, 11 olur, kaç olacaksa artık, ama 10 civarı. Oy veremeyecek ama hayatı oyun sonucundan etkilenecek çocuklar, oy vermeyecek ya da vermemeyi tercih edecek yetişkinler de dahil 7-8 milyon insanın temsilinden bahsediyoruz. %10 civarı oy alması neredeyse garanti olan bir partinin ucu ucuna sikindirik bir baraj nedeniyle meclise girememesi, 7-8 milyon insana otomatikman, resmi olarak “biz senin varlığını tanımıyoruz” demektir. Bu ise CHP’nin oylarını arttırması ya da azaltması meselesinin aksine, seçimlerle ilgili diğer her şeyin adaletli ve mantıklı yürüyeceğini farz etsek bile, yapısal ve tanımsal olarak, TEMELDE yanlış bir şey.
Yani HDP’nin meclise girme hakkı %2 oy alacaksa da olmalıydı, %5 alacak olsa da, hatta bana kalsa %0.1 alacak olsa da olmalıydı. Hatta yine bana kalsa da sağda solda kendini parçalayan solcu partilerin de en az bir temsilcileri girsin, oyu çok düşük olan partilere çok yüksek katsayılar sağlanan daha temsil odaklı, daha fikirsel azınlıkların lehine bir seçim sistemimiz olsun. Ama bana kalmıyor. Sorun şu ki, dünyanın birçok yerinde bizdeki kadar korkunç bir kültürel, insani(!) birikim olmadığı için daha düşük barajlı da olsa bizimkine benzer sistemler genelde çatır çatır işleyebiliyor. Buna bakıp parlamenter demokrasinin bu şekilde uygulanmasının “temelde işe yarar, mutlak mantıklı” bir şey olduğu ve sorunun sadece barajda olduğu algısına kapılıyoruz. Peki bir ülkenin yarısından fazlası, kenarda kalmış üç beş kişiyi yakmanın, öldürmenin, onlara işkence etmenin mantıklı olduğunu düşünüyorsa ve buna dair oy veriyorsa? 12-13 yıldır tam da bunu yaşamıyor muyuz?
Madem uzattım, neden olmasın, buna da kişisel yorum yapayım.
Dünyadaki seçim sistemleri konusunda ben de sizin ortalamanız kadar bilgi sahibiyim kabulüyle, var olduğunu, olmadığını bilmediğim, kendimce düşündüğüm bir sistemi savunuyorum.
1) Hiçbir parti ikiden fazla sefer iktidar, hiçbir birey farklı partilerden de olsa üçten fazla sefer milletvekili olamayacak.
2) Birleşik Krallık parlamentosundaki gibi “leader of the opposition” (muhalefet lideri) pozisyonu olacak. Bilmeyenler için, bu liderin düzenli aralıklarla (Birleşik Krallık’ta haftada bir yanlış hatırlamıyorsam) “hadi bakalım kardeşim şu konuda ne yaptın, peki bu konuda ne yaptın” diye gün boyu iktidar liderini sorgulama hakkı var. Bizdeki gibi karman çorman ve kimin gücü kime yeterse, kimin sesi kimi bastırırsa sistemi değil yani. Bu liderin, “shadow cabinet” (gölge kabine) kurma görevi var. Yani iktidarın içişleri bakanı, muhalefetin ise “gölge içişleri bakanı” var. İktidarın “sağlık bakanı” varsa, muhalefetin “gölge sağlık bakanı” var, ve bunlara eşit söz hakkı sağlanıyor ki, muhalefetin gölge bakanları, aynen muhalefet liderinin başbakana yapabildiği gibi iktidarın bakanlarını takip etmek, düzenli aralıklarla sorguya çekmek, açıklarını arayıp düzeltmeye çalışmak, politika üretmekle görevli.
3) Hiçbir parti mecliste, oy oranı bakımından ikinci gelen partiden daha yüksek sandalye sayısına sahip olmayacak. Örneğin AKP 200 milletvekili mi çıkartıyor, CHP’nin oy oranı ne olursa olsun AKP 199, CHP 200 diye yazılacak. Üçüncü gelen partinin oy oranına göre temsil hakkı CHP’den daha fazla katsayıyla hesaplanacak. MHP seçimde CHP oylarının yarısını mı aldı? Örneğin çarp 1.2’yle, 100 değil, 120 milletvekili çıkartsın. HDP 50 mi çıkaracaktı? Çarp 1.4’le, 70 çıkarsın. Atıyorum X Partisi 10 milletvekili mi çıkartacaktı? Çarp 1.6’yla, 16 çıkartsın. 5 çıkartacak olan 9 çıkartsın, 1 çıkartacak olan 2 çıkartsın. Yarım insan çıkartacak olan da 2 çıkartsın.
Olayı nereye götürdüğümü görebiliyor musunuz? Herhangi bir siyasi görüşün, ki isterse bu görüş muhteşem, dünyanın en iyi görüşü olsun, %50’den fazla oranda temsil edilebildiği seçim sistemi, adil bir seçim sistemi değildir. Güç herkesi yozlaştırır. Yarın CHP ya da HDP ya da MHP %50’yle iktidara gelirse, bunların bir dönemden fazla düzgün işleyeceğinin, hatta bir dönem dahi olsa düzgün işleyeceğinin garantisini verebilen var mı? Onlar da şu an AKP’nin yaptığı gibi kimseye sormadan, kimseyi konuşturmadan çoğunluklarıyla ülkenin içine sıçacak kararları rahatça vermek için en fazla üç dönem bekleyecekler, iki değilse…
İnsan doğası bu, çoğunlukta olan azınlıkta olanı ezmeye çalışır. Bu güzel ülkelerde de, gelişmiş ülkelerde de böyle. Ama güzel ve gelişmiş ülkelerde kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, insan hakları, görece daha sağlam seçim sistemleri gibi şeyler var. Bizde bunlar yok, ve en akıllı bildiklerimiz de dahil dangalaklık edip zamanında ipin kopmasına yardımcı oldukları için, kapımızdaki bu “öfkeli kalabalık”la mücadele edebilmek için hiçbir şansımız kalmadı. Belki bu seçim bunu bir şekilde değiştirebilir, ama “öfkeli kalabalık” şimdiye kadar verdiği oylar üzerinden dolaylı şekilde elimizden birçok “yüksek insani değerimizi”, “kontrol mekanizmamızı” aldı. Bu yüzden bu seçim, hiçbir şekilde adil olmayacağı gibi (hile hurda olayına hiç girmiyorum, sistem ve baraj adil değil), şu an elimizdeki maalesef tek şans; çünkü bu seçim -her türlü ahlaksızlık ve haksızlığın yapılacağından adımız gibi emin olsak da- “ulan acaba demokratik yoldan hakkımızı arayabiliyor muymuşuz” düşüncesi ve ümidiyle gireceğimiz son seçim olabilir.
CHP tabanı vs. HDP tabanı konusuna Twitter’dan uzun uzun değindim. “Neden CHP” ve “neden CHP hakkındaki birçok yorumunuz geri zekâlıca” konularına da Twitter’da, daha önceki yazılarımda, yorumlarında bolca değindim. Yine de değinmem gereken önemli bir ayrım var. Parti tabanlarını kültür olarak incelersek, AKP ve MHP tabanından oluşan (ki bunların arasındaki oylar defalarca gidip geldi, AKP’nin en önemli oy kaynağı Saadet değil MHP seçmenidir, ve özellikle son yapılan araştırmalara göre AKP seçmeni MHP seçmeninden çok daha milliyetçi ve devletçi) bir baskın kültür var. CHP ve HDP “dinsiz pezevenkler” ve “bölücü itler” (benim yorumum değil, baskın kültürün yorumu) şeklinde iki ayrı alt-kültürü temsil ediyor. HDP alt-kültürünün “cool” (havalı?) olması, özellikle önemli bir kısmı ulusalcı Beyaz Türk veya Türk milliyetçisi ailelerden yetişmiş, hayatı boyunca dişe dokunur tek bir sıkıntı çekmeden Batı’da ve barış içinde yaşamış kesimin gençlerinden ana-akım düzeyinde destek alması mükemmel bir şey. Buradaki sorun HDP’nin “alt-kültür” oluşturması ve bunu “cool” hale getirebilmiş olması değil, baskın kültüre karşı gelmenin “çok mainstream panpa yea” olması.
HDP tabanının önemli bir kısmı, özellikle genç, okumuş-etmiş, sosyal statüsü yüksek ve internet kullanan, dolayısıyla “cool” kavramıyla “büyümüş” kısmı, tamamen doğal bir yönelim olarak oluşturulan alt-kültürün “cool” kalması için, başka bir alt-kültür, ama daha büyük bir versiyon olan CHP alt-kültürüne baş kaldırmayı daha uygun buldu. Bunu yaparken de CHP alt-kültürünü son 12-13 yıllık AKP faciasına rağmen, bu ülkede AKP öncesi 60 yıllık bir yönetimin neredeyse kemiksiz, istisnasız düz sağcı muhafazakar (çoğunlukla CHP anti-tezi boyutunda) iktidarlarda olmasına rağmen, CHP alt-kültürünü “aslında AKP alt-kültürünün de yıllardır yenmeye çalıştığı” baskın kültür olarak algıladı. Partiler ne yaparlarsa yapsınlar kültürel değişim ve gelişim hiçbir zaman algı yönetiminin tam kontrolünde değildir. Algı yönetiminin tam kontrolünde olan şey o kültürel değişim ve gelişime nasıl baktığınızdır. Çözüm ne? Algınızı yönettirmeyeceksiniz.
Kılıçdaroğlu defalarca, ısrarla, sıkıştırıla sıkıştırıla, çoğu zaman kötü niyetli şekilde sorulan “HDP meclise girmeli mi” sorularına her seferinde “tabii ki girebilmesi gerek, girememesi çok büyük haksızlık olur, bu demokrasimiz için gerekli bir şey” dedi ve barajı da eleştirerek ekleme yaptı.
Kılıçdaroğlu defalarca, “İmralı ile görüşür müsünüz, görüşülmesine karşı mısınız” sorusuna tam olarak şunu dedi: “devletin devlet kimliğiyle direkt olarak bir görüşme yapmasını doğru bulmuyorum, ama HDP ya da seçilmiş başka bir meşru organ bu konuda bir görüşme yapıp aracı olmak isterse, devletle iletişimi sağlarsa mecliste hep beraber barış içinde çözüm sürecini yönetebiliriz”.
Yani AKP’nin yıllardır yaptığını iddia ettiği, ama kafasına göre aksatıp meclisteki başka hiç kimseyi, zaman zaman HDP’yi ve HDP’den bu sürece emek vermiş insanları bile takmadığı şekilden bahsediyor Kılıçdaroğlu. Biz bunu alacağız, görüşülmesi gerek tabii, olayın muhataplarını da demokratik bir şekilde dikkatle sürece dâhil edeceğiz, TÜM SÜREÇLERİ TÜM ŞEFFAFLIĞIYLA VATANDAŞLA DA PAYLAŞARAK bu şekilde yürüteceğiz, diyor. Yine de yandaş gazeteler de, bu 12-13 yıllık algı yönetiminden kaçamamış akıllı mantıklı eğitimli insanlar da “Kılıçdaroğlu çözüm sürecini bitirecek” diyebiliyorlar. Pes.
Demirtaş aylardır “seni başkan yaptırmayacağız” sloganı atıyor. Daha önce mantıksız, haksız ya da düzeysiz bulduğum yorumları olmadığını söyleyemem, en azından şahsi görüşüm bu, ki yine de kendisi en sevdiğim siyasetçiler sıralamasında tepelerdedir. Geçmişteki tüm büyüklü küçüklü anlaşmazlıklar ve çizgi uyuşmazlıklarına rağmen Demirtaş’tan CHP’ye bel altı vuran veya azıcık yüksek sesle söylenmiş tek bir eleştiri gördünüz mü? Çünkü Demirtaş öncelikli sorunun bu olmadığını da görüyor, herhangi bir konuda oturulup konuşulabilecek, ortak şekilde sorun çözülebilecek kesimin hangi kesim olduğunu, ya da en azından olmaya başladığını da görüyor.
Demirtaş’a aylardır “AKP’yle koalisyon yapacak” dediniz. Onun öncesinde “Demirtaş gereksiz, haksız ve ülke geleceğine zararlı şekilde CHP’ye çakıyor” dedi bazılarınız. Ben dedim, çünkü bence bir ara çakıyordu, ama aynı Demirtaş’ın gördüğünü düşündüğüm gibi, meselenin artık bunlar olmaktan çıktığını da ben görüyorum. Bu HDP kadrosu, HDP’yi tam anlamıyla kapsayıcı bir Türkiye partisi yaptı, ve bunu yaparken CHP’nin Ekmeleddin hamlesindeki gibi taviz vermedi, yavşak popülist bir sırıtışa girmedi. Şu an her şeye rağmen, tüm iddialarınıza, hatta benim de geçmişteki iddialarım, öngörülerim, yorumlarım vardır, onlara da rağmen, çıkıp “AKP ile koalisyon yapmayız, CHP’yle yapabiliriz” dedi.
Sonrasında mitinginde bomba patlattılar, iki insanı öldürüp yüzlerce insanı yaraladılar.
Yani “Demirtaş şöyle kötü be krdşm” ve “Kılıçdaroğlu şöyle kötü be krdşm” söyleminizi bir gözden geçirin muhalefetin iki önemli partisinin tabanı olarak. Aynı şekilde “CHP şöyle kötü be krdşm” ve “HDP şöyle kötü be krdşm” söyleminizi de bir gözden geçirin bence. AKP öncesi –belki bir iki seçim hariç- seçimleri tekrardan bir incelerseniz “çeşitli bölgelerde yaşayan vatandaşlar” hangi partilere oy vermiş, hangi vizyon ve siyasi görüşleri desteklemişler açıkça görebilirsiniz. Yıllardır siyasi yasaklarla ve şiddetle belirli kesimleri bastıran da hangi “zihniyet”miş onu da görebilirsiniz. Bunca yıllık şeytanlaştırmaya ve düz, kıro, muhafazakar sağcı genellemelerine rağmen bu iki –bence- güzel insan, bu iki parti lideri başka hiç kimseye tek bir bel altı vuruş yapma gereği duymadan birbirlerine sarılabiliyorlarsa, biz de birbirimize sarılabiliriz. Bir şeyin iyiliğini vurgulamak için diğer bir şeyi olduğundan kötü göstermeye gerek yok. Birbirimizi genellemeye de gerek yok. Kafamızda ortalama HDP/CHP seçmeni algısı oluşturup onu kabullenmeye de gerek yok. Durun, dinleyin, sarılın. Bence HDP son yıllarda bu ülkenin başına gelmiş genel düzeyde en iyi şey olduğu gibi, en kaliteli ve ümit vaat eden siyasi oluşumlardan biri. Yine de Kılıçdaroğlu CHP gibi kökü uzun yıllar öncesine dayanan ve hesaplaşılması gereken bir sürü çirkin kısmı içinde barındıran bir partiyi bugünkü CHP haline getirdi ya, benim için siyaset alanındaki en güzel insan O’dur. Eminim bundan sonra daha da hızlı ve etkili şekilde, iktidara gelebilirse daha da “fikir-paylaşımcı” ve rahat bir şekilde daha da güzel bir CHP’ye ulaşımı sağlayacaktır. Ancak…
Seçimin sonucu ne olursa olsun, demokratik bir sürecin adaletli ve insani şekilde işlemesi açısından benim için:
Yıllarca, birçok kişinin karşı çıktığı bazı konular da dâhil desteklediğim, oy verdiğim, iktidarda görmek istediğim CHP’nin %30 veya üzeri oy alması veya oyunu artırması/azaltması, hiçbir şekilde, çoluğuyla çocuğuyla, genciyle yaşlısıyla, yaşam tarzıyla, talep ve dertleriyle, toplum yaşamına kültürel, ekonomik ve entelektüel katkılarıyla 7-8 milyon insanımızı temsil eden, edebilecek, etmeye çalışan bir partinin meclise “girmesi”yle “girememesi” arasında seçim yapacak kadar önemli değil.
CHP’ye sonuna kadar inanıyorum, inandığımın üstüne de bir şeyler koyarak daha da güzel, yararlı, çalışkan, insancı bir parti olmaya devam edeceğine de inancım tam. Sırf bu yüzden son güne kadar ısrarla CHP’ye oy vermeye olan inancımı, şevkimi tekrar tekrar ifade ettim. Ama bu artık gurur, insanlık, adalet ve prensip meselesi oldu. O parti o meclise girecek arkadaş. Biz sokacağız. Bu yüzden oyum bu seçimde HDP’ye.
Sevgiler…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *