Dizilerle Gündemden Kaçmanın Birkaç Yolu

Taa yıllar önce, üniversitedeyken… Şaka şaka, çok uzun süre önce değil, o kadar yaşlı değilim. Neyse, üniversitedeyken Hıncal Uluç gelmişti, söyleşmiştik. Hıncal Uluç’un kişiliği, kariyeri, vs.si şu an için önemli değil. Sadece örnek vereceğim. Birisi kalkıp “gençlerimizin apolitik olması konusunda ne düşünüyorsunuz” gibi bir soru sordu, adam gıcık oldu. Her şeyi siz biliyorsunuz amına koyayım tarzı bir cevap verdi, ve o cevaba katıldım. Continue reading “Dizilerle Gündemden Kaçmanın Birkaç Yolu”

3 Boyutlu Film Meselesiyle İlgili Bilmeniz Gereken Çoğu Şey

Geçtiğimiz günlerde kendi ülkesinde vizyona giren the Dark Knight Rises adlı “muhtemelen muhteşem” filmi 27 Temmuz’da Türkiye’ye gelince izleme fırsatım olmasını umuyorum. Oysa son beş-on yıldır her yeni filmi çıktığında beni ilk günden sinemaya çeken iki yönetmenden biridir Christopher Nolan. Fırsatım olmasını diyorum, zira son zamanlarda ilk kez “vay anasını yeni filmi çıkıyor, izleyim” dememe rağmen çeşitli işlerim dolayısıyla zaman/imkân bulamayabilirim. Yoksa kendi seçimim değil. Neyse, Nolan çok güzel bir şey yaptı, ve filmi (diğer ikisi gibi) klasik 2D olarak sundu bizlere. Ayrıntılara geçeceğiz, ancak tartışılacak genel konunun “3D neden iyi, neden kötü” olduğunu belirtmem gerekiyor. Continue reading “3 Boyutlu Film Meselesiyle İlgili Bilmeniz Gereken Çoğu Şey”

Okuribito

“Soğuk bir vücudu hayata döndürmek, ve sonsuz güzelliği bağışlamak. Tören huzurlu ve kusursuzdu. Ve her şeyden çok sevgi doluydu. Son vedada hazır bulunmak, ve merhumu uğurlamak… Huzurluydu, ve yapılan her hareket vakur görünüyordu.”

Aslında Oscar ödüllerinin hep “kime göre, neye göre” olduğunu düşündüm, ve sonuç hep “Akademi’ye göre” çıktı. Her şekilde kendi alanlarında büyük başarıya sahip olduklarından dolayı seçilen Akademi Üyeleri’ne bir diyeceğim yok. Hepsi gerçekten bu güzel organizasyona yakışan kişiler. En azından “kariyerleri dolayısıyla” hak eden kişiler diye düşünüyorum. Ama yıllardır “bir film Oscar almışsa b.ktandır abi” geyikleri, özellikle son yıllarda kazanan ve aday gösterilenlerle alakalı büyük tartışmalar ve “nedense genelde çok kaliteli de olsa aksiyon filmlerine karşı bir önyargı” muhteşem bir kariyerin mantıklı seçimler yapma kabiliyetine olan etkisini sorgultıyor bana. Daha sonra ne demeye çalıştığımdan bahsedeceğim. Ama bu yazıda, belki de aldığı ödülü gerçekten hak eden tek filmle ilgili birkaç şey karalayacağım. Slumdog Millionaire gibi güzel olan ama “o kadar” da güzel olmayan bir filmden tutun, The Dark Knight gibi ufak bir ödülle geçiştirilen bir şahesere kadar makul sayıda filmin arasında ödüle “cuk” diye oturan bir filmdi Okuribito(İngilizce’siyle Departures, Türkçe’siyle Gidişler).
Continue reading “Okuribito”

Görmedim, Duymadım, Bilmiyorum!

Yasal Uyarı: Üç Maymun adlı filmle ilgili ciddi spoiler içerir!
Yasadışı Uyarı: Bu bir film eleştirisi değildir. Başlangıçtaki ciddi üsluba karşın, ileride cıvıtabilir, uzatabilir.

Bu kadar az filmle bu kadar klasikleşmiş başka bir yönetmen daha biliyor musunuz? Özellikle son zamanlarda belki biraz Christopher Nolan yaptı bunu “en büyük tarzının belli bir tarzı olmaması” ile. Biraz Ferzan Özpetek’te gördük bu ışığı ama bence o da “en büyük numarasının -maalesef ki- tek numarası olması” nedeniyle kendini kısa zamanda tüketti.
Geriye dönüp baktığımda en sevmediğim kalıbın “klasik bir …. filmi” olduğunda karar kılıyorum. Continue reading “Görmedim, Duymadım, Bilmiyorum!”