Dizilerle Gündemden Kaçmanın Birkaç Yolu

Taa yıllar önce, üniversitedeyken… Şaka şaka, çok uzun süre önce değil, o kadar yaşlı değilim. Neyse, üniversitedeyken Hıncal Uluç gelmişti, söyleşmiştik. Hıncal Uluç’un kişiliği, kariyeri, vs.si şu an için önemli değil. Sadece örnek vereceğim. Birisi kalkıp “gençlerimizin apolitik olması konusunda ne düşünüyorsunuz” gibi bir soru sordu, adam gıcık oldu. Her şeyi siz biliyorsunuz amına koyayım tarzı bir cevap verdi, ve o cevaba katıldım.

Şimdi e-mail gelen kutumdan arayıp buldum, tam olarak 2009 yılının başlarıymış bu söyleşi. AKP’nin “laiklik elden gidiyor” şeklinde ülkeden kovulmaya çalışılmasının üzerinden iki yıl bile geçmemiş, aynı zamanda AKP’nin ve partinin temsil ettiklerinin protesto edilmesinin, eleştirilmesinin suç sayılmadığı yıllar. Benim ulusalcılığı terk etmemin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmiş, yeni yeni kendimi buluyorum falan (geçmişini saklayan veya utanan bir insan değilim). Bu aralar oldukça azalsa da, o zamanlar ulusalcı gençliğin elinde muhteşem bir laf var: gençlerimiz apolitik. Siyasetten anlayan da anlamayan da, ciddi şekilde ilgilenen de Facebook’ta bayramlarda profil fotosunu Atatürk yapan da aynı şeyi söylüyor: gençlerimiz apolitik, ilgilenmiyorlar ülkedeki olaylarla. Yani bir nevi “popüler kültürü eleştirmenin popüler olması” durumu.

Günümüzde artık böyle bir şeyi söylemek çok mantıklı değil, zira gündemden kopuk olmak isteğe bağlı bir şey değil. Bir şekilde yine herkesin kendince bir fikri var, farklı farklı konularda, ilgi alanlarında var ama var. Fikir doğrudur, yanlıştır, orayı da geçiyorum. Ancak gündemden kaçmak mümkün değil. En apolitik insan bile en azından Facebook paylaşımlarına, Twitter’a, genel olarak internete maruz kalmak zorunda. Bilgi ve iletişim çağında gündeme yabancı kalabilme arzusuyla interneti topyekûn terk eylemek de mümkün olmadığı için, en azından kimse kimseye apolitik diyemiyor, o söylemin ekmeğini yiyemiyor. Bu yüzden aşağıda birkaç diziden bahsederek, en azından konuyla ilgilenmediğiniz zamanlarda gönlünüzü hoş tutacak alternatifler sunmak istiyorum. Gündemden kaçmak artık tamamen isteğe bağlı olmasa bile, kısmen isteğe bağlılık olayını kurtaralım.

Süper Babaların, Bizimkilerin, vs.nin çağında çocuk olduğum için uzun zamandır gereğinden fazla uzun ve hiçbir kalite taşımayan ülkemiz dizilerini izlemeyi bırakmıştım. Geçtiğimiz yıllarda Emrah Serbes’in “Her Temaz İz Bırakır”ını okuduktan sonra Behzat Ç.’ye bir şans vereyim dedim, verdim, ve pişman değilim. Çeşitli “güçler” tarafından sürekli baltalanmasına, süresinin baskıyla kısaltılmasına, gününün saatinin değiştirilmesine rağmen Behzat Ç. şimdiye kadar yapılmış en iyi dizilerimizden biri. Hep söylüyorum, ülkede yapılmaya çalışan şey ne kalitede olursa olsun izleyip beklemek gerekiyor. Zira bunun dandiğini, kötüsünü yapa yapa bir şekilde güzele olan ihtiyacı görüyor ve ortaya güzel şeyler çıkarıyoruz. Yıllarca Arka Sokaklar gibi bir komedi izlemiş koca bir nesil, Behzat Ç.’yi görünce tabii ki mutlu olacak, beğenecek. Bir baş komiserin hayatı gayet eğlenceli, aksiyonlu, mantıklı ve gerçekçi şekilde anlatılıyor.

Başka bir “kötüydü iyi oldu” meselesi de tabii ki komedi meselesi. Leyla ile Mecnun daha önce pek haşır neşir olmadığımız absürd komedi dalında bizi şaşırtmaya devam etti. Bir ara bir oyuncu krizi yaşadı ama izleyicinin ilgisini hiç kaybetmedi. Bu dizide hiçbir şey normal değil. Sarıyer’in bir mahallesinde geçen dizi, bir anda zaman yolculuğuna, uzaylılara, ve daha birçok saçma ve manasız şeylere girebiliyor. Siz de oturup acaba neyin kafasını yaşıyorlar diye merak ediyorsunuz. Ülkemize özgü iğrenç şive komikliği, spastik tip komikliği, Türk sitcomu komikliği beklerseniz eğlenemezsiniz. Tam olarak farklı bir şey izleyeceğinizden emin olup öyle izleyin. Ülke dâhilinde başka diziye elimi bile sürmem.

Ecnebiler yıllardır bu işi bizden çok daha güzel yapıyorlar. Bu yüzden bir eski, bir de az-eski örnek vereyim hiç maruz kalmamış olanlar için: Friends, Coupling. Bu iki diziyi hiç izlemediyseniz ölün gidin zaten, neden yaşıyorsunuz? Benim ciddi ilgi duyduğum bilim-kurgu tarzına bayılıyorsanız eskilerden yine Red Dwarf tavsiye ediyorum. Bir uzay gemisinde alt rütbeli bir tayfa olarak çalışan baş karakterlerden biri bir gün ceza alıyor ve donduruluyor. Dondurulma süreci sonunda dışarı çıktığında anlıyor ki nükleer bir felaketten dolayı tüm gemi personeli ölmüş. Geminin bilgisayarı ise onu 3 milyon yıl boyunca dondurulmuş şekilde tutarak hayatını kurtarmış. Dizi bu eleman, ölen elemanlardan birinin hafızasından yola çıkılarak otomatik oluşturulmuş bir hologram, ve havalandırma boşluğunda kilitli kalıp üremiş ve 3 milyon yıl boyunca evrimleşerek insana benzemiş bir kedinin serüvenlerinden oluşuyor. Çok saçma değil mi? Evet, ama saçma güzeldir.

Şu an gösterime devam edenleri de sıralayalım ki alternatifiniz olsun:

The Office (İngiliz versiyonunu izleyip formatı kapın, sonra daha uzun olan ve halen devam eden Amerikan versiyonuna sardırın)

Parks and Recreation (The Office ile aynı formattan çıkmış, yine gayet ilginç bir dizi)

Breaking Bad (Kanser olup ölürse ailesi sıkıntıya girmesin diye uyuşturucu üretip satma işine girmiş bir kimya öğretmenini anlatıyor)

Family Guy (Muhteşem bir çizgi dizi, dalga geçmediği hemen hemen hiçbir şey yok)

How I Met Your Mother (Ucuz olmayan bir Friends taklidi olarak düşünülebilir, ve Friends kadar eğlenceli olması mümkün değil, ki amaç bu da değil, ancak bayıla bayıla takip edilesi bir dizi)

Fringe (Doğa üstü olduğu düşünülen olaylarla ilgilenen bir grup FBI ajanı ve bilim insanını anlatıyor)

Doctor Who (Eğer bir gün evlenecek olursam, bunu izlememiş bir insanın yüzüne bile bakmam, o kadar diyorum)

Hadi mutlu mesut şekilde gündemden kaçalım kaçabildiğimiz kadar!

Sevgiler…

Yusuf Salman

yusuf.salman@konseptdisi.com

Twitter

 

Bu yazı 9 Ekim 2012 tarihinde KD Dergi’de yayınlanmıştır.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: