Martı Bokunu Sîneye Çekmek

Bir İstanbul sabahına uyanmanın en büyük derdini çekiyorlardı soğuk bir bahar gününde. Montları ellerindeydi ikisinin de. Ama şemsiyeleri yoktu. Zaten bahar mevsiminde İstanbul’da dışarı çıkmanın adab-ı muaşeretinde bir tek ufacık da olsa bir kıyafet yönetmeliği eksikti. Montunu alırsın, güneş çıkar, hava beklediğinden sıcak olur. Sonra bir yerlerden rüzgârlar esip esip soğuturlar o sabahı. Ama montunu giymeye üşenirsin, şehre meydan okursun kendince. Sonra sen daha tepenin ardındaki bulutu bile görmeden hızlı bir yağmurla suratına tükürür İstanbul. Sonra bir tek eksiğin olduğunu fark edersin bu şehirle başa çıkman için; şemsiye!
Continue reading “Martı Bokunu Sîneye Çekmek”

Otostopçunun Tecavüz Rehberi

Zik yapacağına zak yapmış adam
Ağlıyor gözleri kan içinde
Zaten doğarken otostop çekmiş dünyaya
Ölürken mi soracak tecevüzün hesabını
Kalorifer peteği kadar ısıtmaz bu dünya
Gidiyor, bize de bekleriz diyerek
Biz yok, koca bir ben var halbuki
Hatta bir ben var içimde
Bir daha var, bir daha, bir daha ve bir daha
Hayat bu, ne bir kum tepesi, ne bir vaha
Bir ben var içimde, bir sen yoksun
Continue reading “Otostopçunun Tecavüz Rehberi”

bach a l’orientale

içeride sürreal hava akımlarıyla çalkalanmış
şapkadan taze çekilmiş tavşan kulakları gibi
sıcacık, bahar gülümsemelerinin kokusu gibi aşk
her yerde, güç gibi aynı, içimizde, dışımızda
içimizden ve dışımızdan, sonra dışımıza sonra sana, bana
ya da önce, ya da öncesi yok, önü de yok ki
arkasının olmaması gibi, gibi de değil aslında

Şarkı

Çok pis bi shuffle tutturdum. Hep sevdiğim şarkılar çalıyor. Şu an Joan Osborne’dan Crazy Baby çalıyor mesela. Bir de Kemal Sunal’ın bir filmi vardı. Anlatır, anlatır ve anlatırdı. Sonra da “mesela yani” deyip ortamın amına koyardı. Tabiri caiz ise “şu güzel ortamı bozardı”. Hem size ne? Noktayı ister tırnak işaretinden önce koyarım, ister sonra koyarım! Ama mesela yani demem. İstesem derim, ama istemem. Ama istesem isterim. Continue reading “Şarkı”

Kendini Gerçekleştirmeyen Kehanet

Damarlar boyunca ılık ılık akan
Bir nehir, masmavi gün ışığında
Yarılmış kafasının üstünden, bir tuz topağı
Düştü kalbinin orta yerine

Bir film şeridi gibi koptu gitti sebepler
Sadece öldüren gözlerin içinde,
Acıklı bir yaz esintisi patlak verdi
Kapı önünden geçen haşarı bir sarhoş gibi

Temiz hava sevdasına düşmüş sevdasızlar
Siz mi dönüyordunuz biz giderken
Pudra kadar şeffaf ellerimiz
Taş olacakmış meğer deniz kenarlarında

Kitaplar düşüyor kafama
Dostluklar ağlıyor fotoğraflardan
Sağırmışım, habersiz
Aç kalmış, çözümsüz