İlahî Wikipedia

2 yıldır hiç arıza çıkartmadan, bozulup kaykılmadan kullandığı kalemi önemli bir sınavın ortasında bozulan Semih hayatında hiç bu kadar büyük bir hayal kırıklığına uğramamıştı. Elini kaldırdı, yanına gelen gözetmenden kalem istedi, bekledi, bekledi, bekledi ve sinirlenip çıktı. Kesinlikle, ama kesinlikle diyebilirim ki o gözetmen hayatında hiçbir zaman ya bir kalemi uzun bir süre kullanmamıştır, ya da önemli bir olay sırasında başına beklemediği çok acayip bir şey gelmemiştir. Morali bozuk ve hayâli kırık bir şekilde dışarı çıkan Semih soğuktan osuruğu kristallenmesine rağmen bir sigara yakarak ısınabileceğine inanmıştı. Saatler sonra ciğerlerine çektiği o duman onu tiril tiril titretmesine rağmen bu -kıytırık- beklentisini karşılamıyordu. Isınamadıkça bir sonraki sigarayı yaktı. Yaktıkça ısınamadı, ısınamadıkça yeniden hayal kırıklığına uğradı. Continue reading “İlahî Wikipedia”

Bir Kedi Yavrusunun Psiko-Absürd Masalı

Bir varmış, bir yokmuş. Develer tellal iken, pireler barbar iken; ben dedemi beşikte sallandırıp oraletimi yudumlurken; neymiş beni bu köye çeken? Kimi elbise diken, kimi acı çeken; bir halk varmış buğday eken…

Anadolunun kenarlarında, biraz da ortalarında, hafiften yukarıya doğru bir köy varmış. Yok yok, güneydeymiş. Dağların eteğinde, ırmakların göbeğindeymiş. Bu köyün insanları ırmakta buğday yetiştirir, kırlarda balık tutarlarmış. Bu derya kuzuları her gün yaylada otlarken, onlara küçük çocuklar eşlik edermiş. Bu küçük çocukların görevi çobanlık olmayadursun, bir çeşit gelenek olageledurmuş bu olay köyde. Bu kocaman yerde, bu küçücük köyden başka bir yer olmayınca insanlar da kapanıp kalmışlar içlerine. Continue reading “Bir Kedi Yavrusunun Psiko-Absürd Masalı”

Kırmızı Başlıklı Tükenmez Kalem

Şimdi size sessizlikten, yalnızlıktan bahsedercesine kocaman bir boş sayfa publish eyleyip entelvari bir çıkış yapabilirdim. Ama yapmadım. Neden? İşte “neden?” diyorum. Böyle yapmayı tercih ettim. Neden uykum varken ve ertesi gün yapacak birçok şeyim varken oturmuş buradan tek taraflı olarak çene çalıyorum sizinle? Yanınızdan her gün geçip giden ama farkında olmadığınız sıradan bir insanım diye geyik yapmıyorum. Çünkü sıradan bir insan değilim. Ahmet X’im ben. Tanrıların bu küçük, eğlenceli gezegeni adam etmesi için gönderdikleri kişilerden sadece biriyim. Gözünüze çarpmıyorum, çünkü ortada olmak istemiyorum. Bir kabak kadar kel ve parlak değilim, olmak da istemiyorum.

Ben babaların adam olmaz dediği nesle de aşina değilim. Her şeyimle başarılı, bir ahtapot gibi çok yönlü ve bir Jeff Murdock gibi kendinden emin bir sanatçıyım. Continue reading “Kırmızı Başlıklı Tükenmez Kalem”

Obsessive Pursuit

Her gece yaptığı gibi yatağına oturdu. Battaniyesini ayaklarına örttü ve kitabını eline aldı. Jack London’ın Vahşetin Çağrısı adlı kitabını okuyordu. Tabii ki bir elinde dondurucuda beklettiği bardağına doldurduğu buz gibi viskisi vardı. Bardağını ve viskisini soğuk tutarak buz kullanmaktan kurtuluyordu. Kim sulu viski içmek isterdi ki? Küçük ama dolu dolu bir kitaptı okuduğu. Kendisi de aynı kitaptaki gibi gittikçe hayatından uzaklaşıyor, benliğini buluyordu. İnsanın içinde gizli o vahşiliği ve içgüdüyü takip etmenin dayanılmaz hafifliğini tadıyor, tadını beğendikçe bir bardak daha istiyordu. Şişenin yarısına geldiğinde okumayı bıraktı. Yarın uzun bir gün olacaktı ve dinlenmesi gerekiyordu.

Continue reading “Obsessive Pursuit”

ESPMRM No: 1

Ekmeğe Sürülebilir Post-modern Rölativizm Manifestosu No: 1 (2010, Eylül)

Yıllardır gözümüze gözümüze sokulan kurallardan bıkmadık mı? Bıktık, çünkü gözümüze sokulan kurallar kendilerinden başka kurallar olmadığını diretiyorlar ve gerektiriyorlardı. Dolayısıyla bu kurallar eskiydi, püsküydü. Kendinden başkasının yaşamasına izin vermeyen ve yalnız ölen bir canlı gibi, bu sikimsonik kurallar da ölmeye mahkumlardı. Ama ölmediler, hâlâ kafamızı beceriyorlar. Buna karşı bir hareket geliştirmenin zamanı gelmiş olabilir, olmayabilir de… Kural dediğin zımbırtının kabul edilebilir olması için başka kurallara, kendisinden bağımsız olarak izin vermesi, insanın zincirlerini değil, elini kolunu uzatması gerekir. Gerçek kural yenebilir, ekmeğe sürülebilir. Ve bu ne olmuş, ne olacak diyenler için: “BEN YAPTIM OLDU!”

1) Her şey ile dalga geçilebilir.

2) Toplumsal normlar sahte olduklarından dolayı önemsizdir.

3) İnsanların düşünceleri eserin oluşturulmasına katkıda bulunabilir, ama kesinlikle önemsizdir.

4) Irk, renk, cins, dil, din, siyasal ya da her hangi bir başka inanç, ulusal ya da toplumsal köken, varlıklılık, doğuş ya da herhangi bir başka ayrım gözetilmeksizin herkes insan olduğuna göre, herkes “resmin tamamına” nazaran önemsizdir.

5) İnsan doğadaki en muhteşem varlık değildir.

6) Koala, antilop, ördek gagalı platipus, böcek yiyen bitki, endüksiyon bobini veya başka bir -canlı/cansız- varlığın toplum içinde ve dışındaki gerçek konumunun, değerinin ve konumuna-değerine bağlı özelliklerinin tamamının bilinmesi imkansızdır.

7) Evren, mevcut imkanlarla algılayabildiğimizin ötesindedir.

8) Her şeyin bir açıklaması, sebebi, önemi, güzelliği, çirkinliği, iyiliği, kötülüğü, doğruluğu, yanlışlığı; ontolojik, deterministik, estetik herhangi bir değeri olması gerekmez.

9) Kelimeler, renkler, şekiller vb. unsurlar sanatçıları değil, sanatçılar onları yönlendirir. Buna rağmen temel dil kuralları bazılarımız istemese de varlıklarını devam ettirler. Bilmemek ayıp değildir, yapmak ayıptır. Sanatçı eğer bu ayıbın altına girebileceğini düşünüyorsa girer.

10) Hiçbir düzen veya düzensizlik tam değildir. Bu yüzden sanatçı eserinin devrim niteliği taşımasını amaç edinmez.

11) Sanatçı yoğurt siyah diyorsa, yoğurt hem siyahtır, hem değildir.

12) Sanatçı kendisini izleyen kitle ile iletişimini onay almak için değil, malzeme çıkartmak için kullanır.

13) Sanatçının bir veya birden fazla şeyi önemsemesi veya önemsememesi, sevmesi veya sevmemesi önemsizdir.

14) Sanatçı tutarlı değildir.

15) Sanatçı erkek veya kadın, liberal veya muhafazakar, genç veya yaşlı, siyah veya beyaz, inançlı veya inançsız değildir.

16) Sanatçı oluşturduğu eseri en iyi bilen bilinçli varlık olmak zorunda değildir.

17) Kendi içinde belli bir özelliği, düzeni, kuralı olan veya olmayan her şey 18. madde kapsamında sanat eseri olarak kabul edilir.

18) Sanat eserinin sanatsal niteliği toplumsal normlara, bireysel veya toplumsal estetik değerlere, üzerine oluşturulduğu mantıksal, zihinsel süreçlere indirgenemez. Sanat eserinin sanatsal niteliği farklı olmasıdır. Herhangi bir bilinçli varlık üzerinde herhangi bir fark yaratan her şey sanat eseri olarak kabul edilebilir.

19) Hiçbir şey, başka bir şeyden tamamen farklı olmadığı gibi, hiçbir şeyle tamamen aynı da değildir.

20) Sanat eseri düşüncenin direkt ve mekanik olarak aktarımı için kullanılmaz.

21) Sanat eseri ne için oluşturulduysa oluşturulsun, “tamamen” sanatçısına aittir.

22) Sanatçı, eserini temelde kendisi için oluşturur.

23) Sanatçı hedefini, hayalini veya planını gerçekleştirmek, sözünü tutmak zorunda değildir.