Türkiye’nin İletişim ile İmtihanı: Abdullah Öcalan

İnsan ister istemez “Madem konuşabiliyorduk, neden şimdiye kadar hep savaştık?” sorusunu soruyor. Şu son otuz yılın insandan, ülkeden, candan ve maldan götürdükleri saymakla bitmez. Kendi yarattığımız paranoya içinde yaptığımız askeri harcamalar ise ekonomik açıdan işin insani olmayan tarafı. Soralım öyleyse, madem konuşabiliyorduk, neden konuşmadık? Continue reading “Türkiye’nin İletişim ile İmtihanı: Abdullah Öcalan”

L’Ölüm Oruçları, Fransız Kalmak

Doğuda ve küçük çapta da olsa ülkenin çeşitli yerlerinde devam eden açlık grevleriyle ilgili gözden kaçan birkaç önemli noktayı tamamlamak isterim. “Onlar gizli gizli yiyorlardır” diye geçiştirmek ne kadar acımasızsa, “helal olsun adamlara, açlık grevine devam!” şeklinde gaz vermek de o kadar acımasızdır. İnsanın herhangi bir şey uğruna kendine bilinçli bir şekilde zarar verme hakkını da savunmazsak olmaz, ama yapılan şeyi oturduğumuz yerden çekirdek çitleyerek izlemek, olayın aslını kaçırıp salt yapılan eyleme destek vermek de bir o kadar manasız. Continue reading “L’Ölüm Oruçları, Fransız Kalmak”