#JesuisCharlie, yani Bilerek Desteklemek

Charlie Hebdo’ya çok değil, daha geçtiğimiz Ocak ayında yapılan saldırıdan sonra herkes tekrar dehşete düşmüştü “nasıl böyle bir şey yapılır, kimse ölmeyi hak etmiyor, karikatür çizdi diye insan öldürülür mü” diye. Bizim Davutoğlu da dahil birçok lider yan yana, omuz omuza poz verdi. Bu “birçok lider”in içindeki birçoğu da kendi ülkelerinde ifade özgürlüğünün en büyük düşmanı olan tiplerdi. Nitekim Davutoğlu ülkeye döner dönmez “dinimizle dalga geçilmesine izin vermeyeceğiz” tarzı açıklamalarda bulundu. Charlie Hebdo’nun cinayetler sonrası sayısının bir kısmını yayınlayacağını söyleyen Cumhuriyet’e baskın yapıldı. Yayınlanacak şeyler arasında Muhammet karikatürleri dahi yoktu (olsaydı ne sorun çıkacaktı, o ayrı), ama Cumhuriyet buna rağmen “İslam’a hakaret eden dergiyi yayınladı” diye gerek “hepimiz Charlie’yiz diyen Davutoğlu, gerek başka siyasetçiler olmak üzere birçok insandan ağır tepki aldı.

Peki ülkesinde ifade özgürlüğünü resssssssmen tanımayan bir sürü liderin ilk işi neden Charlie Hebdo ve türevlerini her şekilde sansürlemeye çalışmak oldu? Olayın özeti şu fotoğraf:

Türkçe: "Ben ikiyüzlüyüm." Fotoğraf: http://21stcenturywire.com/wp-content/uploads/2015/01/JE-SUIS-CHARLIE-PARIS-RALLY.jpg
Türkçe: “Ben ikiyüzlüyüm.”
Fotoğraf: http://21stcenturywire.com/wp-content/uploads/2015/01/JE-SUIS-CHARLIE-PARIS-RALLY.jpg

Dikkat edin. Bu ulaşılmaz, sadrazamın sol testisi tipler, kendi ülkelerindeki birçok sorun karşısında yine böyle yüzlerce polisle, vatandaşların yüz metre bile yaklaşmalarına imkan verilmeden poz veriyorlar. Neden? Çünkü fotoğrafı önden çekince mantıklı veya hoş gözüküyor.

Her zaman söylediğim gibi, ifade özgürlüğü hakkı yaşam hakkından bile daha önemli, daha değerlidir; çünkü ifade özgürlüğün olmadan yaşam hakkını bile ifade edemezsin. Cizre’de patır patır siviller öldürülürken, hasta 35 günlük bebekler sokağa çıkma yasağı nedeniyle hastaneye gidemeyip ölürlerken, insanlar ölülerini bile gömemez olup, derin dondurucuda saklarlarken yüce hükümetimiz ve kolluk güçleri ne yapıyor? Konuyla uzaktan ya da yakından ilgili, gerçekten muhalif ya da tabana bir şekilde muhalif gözüken gazetelerin ofislerine ve basıldıkları matbaalara baskın düzenliyor, çünkü sesin yoksa sen de yoksun. Daha dün kapağı nedeniyle Nokta basıldı. Bugün Hürriyet terörizm iddiasıyla suçlanıyor. Halkın önemli bir kesiminin gözünde, özellikle havuz medyasını ciddi ciddi takip ede(bile)nlerin gözünde Hürriyet gerçekten terörist gibi gözükebilir, ama ifade özgürlüğünün olduğu ve anlaşılabildiği, tetikçi olmayan özgür bir medyanın yükselebildiği bir ülkede insanlar bu iddialara götleriyle gülerler.

İşte biz Ortadoğulular olarak, en okumuş, en özgürlükçü, en aykırı, en marjinallerimiz bile, ülkemizde Charlie Hebdo’ya karşı gösterilen barbar tavır karşısında göğsümüzü gere gere “je suis Charlie” derken Charlie Hebdo’nun nasıl bir dergi olduğunu bilmiyorduk. Biraz da bu yüzden olsa gerek, saldırının üstünden bir hafta dahi geçmeden “bunun gördünüz de Nijerya’daki olayı neden görmediniz” (tanıdık geliyor değil mi), “tamam saldırı ve ölümler kötü ama onlar da ırkçı ve aşırı ofansiflerdi” gibisinden muhabbetler başladı. Buraya döneceğim. Bu yazıyı yazmamın sebebi Charlie Hebdo’nun Aylan Kurdi karikatürü. Karikatür aşağıda.

o-CHARLIE-HEBDO-570
Soldaki kısım Türkçe “amaca bu kadar yaklaşmışken…” gibi bir manaya geliyor. Sağdaki ise “Bir fiyatına 2 adet çocuk menüsü”.

Rahatsız edici mi? Evet. Ama bir sor, neden rahatsız edici, diye. Charlie Hebdo bir mizah dergisi.  Yaptığı mizah İngilizce konuşanların “offensive” (saldırgan) dedikleri, kategorik adı “crude humour” ya da “blue homour” olan bir şey. Bunun başka bir örneği Family Guy. Mesela Family Guy’ın birçok bölümünde Hıristiyan peygamberiyle geçilen dalganın milyonda birini İslam peygamberi için yapsanız yaşama ihtimaliniz sıfır, ama Hıristiyanlar da, genel toplum da ifade özgürlüğünü sindirebilmiş durumda. Çok rahatsız edici bulan izlemiyor, hatta o kadar kanıksamışlar ki, protesto gösterisi yapan da yok. Protesto eden var, ama küçük ve kısıtlı protestolar. Öyle dünya ayağa kalkmıyor, ABD elçilikleri yakılmıyor, insanlar öldürülmüyor. Hatta Family Guy’la ilgili en çok destek bulan protesto, dizide sevilen bir karakterin bir bölümde ölmesiyle ilgiliydi.

Bunları yazıyorum, çünkü Charlie Hebdo’yu ve yaptıklarını bundan birkaç yıl önce detaylı şekilde inceledikten sonra, bu türün bir bağımlısı olarak dergiyi takip etmeye başlamıştım. Ocak’ta olanları duyunca, önceden molotof kokteyli saldırısına da uğradıklarını bildiğimden can-ı gönülden üzüldüm, ve ilk tepkim hepinizin artık aşina olduğu “je suis Charlie” ifadesi oldu. Ben konuyla ilgili paylaşımlarımı “ben Charlie’yim ama…” diye yapmadım, çünkü bu vahşi eylemin neyi protesto etmek, neyi kısıtla(t)mak için yapıldığını aşağı yukarı biliyordum.

Bu tarz mizaha aşina olmayabilirsiniz. Ülkemizde düzgün bir kopyası ya da benzeri zaten açılan davalar ve yüksek ölüm riski nedeniyle yapılamıyor. Ama mizaha aşinasınızdır. Bu yazının konusu olan karikatürle ilgili çok önemli bir nokta var: mizah, içerdiği, kullandığı her şeyler dalga geçmek durumunda değil. Yani bir karikatürde bir bina varsa, o bina o karikatürün çok önemli bir anlamsal parçası da olsa, o karikatür illa ki o binayla veya mimarlarla dalga geçiyor demek değil. 2015 yılındayız, bunu artık anlayabiliyor olmanız lazım.

Charlie Hebdo ağırlıklı olarak din ve devlet de dahil otoriteyle dalga geçen, bunu yaparken çoğunlukla mesaj kaygısında olan, yani cidden rahatsız edici şeyler üzerinden gündem yapıp dikkati gerçekliğe çeken bir dergi. Ben Charlie Hebdo’nun bu tarz bir dergi olduğunu bildiğim için, Aylan’lı karikatürü görür görmez tren ve otobüslerini, barış dolu sokaklarını, o sokaklardaki “modernite sembolü” McDonald’s şubelerini savaştan kaçıp gelmiş masum çocuklardan ve ailelerinden “korumaya” çalışan Avrupalı siyasetçiler geldi aklıma. “Amaca bu kadar yakınken” kısmında aklıma ilk “gelip güzel ülkemizi işgal edecekler, ne var ki illa buraya geliyorlar” diyen tipler geldi. Bir arkadaşın Twitter’da bu meseleyle ilgili yazdığı muhteşem bulduğum bir Twit var: “madem görsel bu kadar rahatsızlık verici, bunları söyleyen tiplere niye oy veriyorsunuz?” Yani, derginin avukatlığını yapmaya çalışmıyor olmamla birlikte, Avrupa’da, özellikle zengin, büyük ve güçlü (kısaca güzel) ülkelerde muhafazakar siyasetin atasözleri kitabı olsa, Charlie Hebdo’nun bu ve benzeri karikatürlerindeki ifadeler üzerinden net şekilde derlenmiştir. Her şeyden rahatsızlık duyuyorsanız mağaranıza kapanıp kedi videoları izleme özgürlüğüne sahipsiniz. Bazı şeyler ancak bu şekilde ifade edildiğinde dikkati çekiyor.

İkinci bir mesele ise “ölüyü malzeme etmek”. Yatağında uyuması gereken çocuğun cesedinin kıyıya vurması temalı çizimler beni çok daha fazla rahatsız ediyor mesela. Aynı pozisyonu al, yatağın üstüne koy, primin Allah’ını yaparsın. İşi bu kadar laçkalaştırmak, kimliksel kazanım sağlama ve teatral ifade adına ölmüş bir çocuğun kullanılması, çocuğun kendisinden veya temsil ettiği trajediden ziyade o “görsel”in fenomenleşmesi, bence yukarıdaki karikatürden çok daha aşağılık bir tutum. Sembolleştirme de tabii ki gündem oluşturma ve genel trajediye dikkat çekme adına etkili bir yöntem olabiliyor, ama gerçekçi olalım, Aylan Kürdi gibi onlarca çocuk çok eskide değil, bugünlerde boğularak veya başka şekillerde ölüyor. Herkesin her şeyi takip etmesi de mümkün değil.  Yani bir “hepimiz Ermeni’yiz diye yürüyenler Hocalı için ne yaptılar” faşoluğu sergilemeyeceğim, korkmayın. Aylan’ı sembol yapan şey poz vermiş olmasıydı. Ki bu ifademden de bana vuracaksınız, vurun gitsin. Suriye’de olup bitene dikkat çekmeye çalışmak, elimizi taşın altına koymak için savaşta ölmekten kaçıp boğularak ölmüş küçücük bir çocuğun, bizim eğlence için kullandığımız plajlarımızdan birinde karaya vurması gerekiyordu. Yine de yararlı sosyal mesaj vermek ya da bağışlarla, aktif insani yardım görevleriyle bölgeye ve bölge insanlarına destek vermek yerine, bir çocuğun ölü bedenini sembolize ettik. Şiirler yazdık, duygu sömürüsüyle çifte kavrulmuş başka karikatürler çizdik, kısacası oturduğumuz yerden prim topladık.

Tabii, bunları yapan insanlar belki gerçekten ifade ettikleri kadar üzülmüşlerdir, ya da umursuyorlardır. Kimseyi genellemenin içine “kesin” dahil etmek istemiyorum. Yine de böyle bir genelleme tam isabet bir genelleme. Medya, özellikle sosyal medya, tepki vermek için hazır bekleyen milyonlarla dolu. Medya aracılığıyla yayılan bir şeyi bilmek, veya medya üzerinden bir şeyi aktarmak, aksiyon almaktan veya gerçekten dişe dokunur bir şey yapmayı tercih etmekten çok daha cazip. Tepkiyi sözlü ifade şeklinde verince üzerimize düşen insani sorumluluğu, ya da sorumluluk olmasa bile yaparsak işe yarayacak bir şeyi yerine getirdiğimiz zannındayız. Burada bireyi aşıp, binlerce kişilik topluluklara geldiğimizde durum daha da karmaşıklaşıyor. “Ah, bir şey çıksa da ağır tepki versem”. Özellikle medya tüketiminde önde olan genç kesim, ağır tepki verecek yer arıyor.

Şu an Ocak saldırısı sonrasında konuyu bağlamından koparıp “Charlie Hebdo saldırısı inanılmaz derecede korkunç, AMA…” diyen tipte kim varsa, Aylan Kürdi karikatürüne yine aynı tarzda tepki veriyor. Ben karikatürü görünce ne düşündüğümü, ne hissettiğimi ifade ettim. Belki onu demek istememişlerdir, kim bilir. Ama benim alışkın olduğum tarz onu demek istediklerini söylüyor bana. Yanılabilirim, ama uğraşıp iki üç saniyede kafamda dönen şeyleri ifade ettim dikkat ettiyseniz. Acaba çıldırmış gibi “oha artık bu kadarı da çok fazla, ölen çocukla dalga geçmişler, ırkçılar ve yabancı düşmanları” suçlamalarını savuran ve bir manada dergiyi tekrar hedef gösteren ünlü ünsüz, popüler yalnız, etkili etkisiz kaç kişi böyle bir çözümlemeye girdi acaba?

Eleştireceğimiz şeyi temel düzeyde de olsa bilmemiz gerekiyor. Rahatsız edici veya saldırgan bulduğumuz bir şeye maruz kalmak zorunda değiliz. Yine de bu kadar konsantre tepkiler amacını aşarak yavşak bir saygı kültürüne mahkum ediyor bizi. Daha oturup iki kelime konuşamıyorken, linç edilme tehlikesi olmadan iki çizgi çizemiyorken dünyadaki açlığı da çözemeyiz, savaşı da. Size “siz de azıcık geniş olsanız iyi olur yea” demiyorum. Geniş olmak zorunda da değilsiniz. Çılgın tepkiler vermeden önce konuyu öğrenin yeter.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *