Yahudi Sermayesi, Bilim ve Arap Dünyası

Emre Aköz’ün “Bilimde 22 Arap Ülkesi Bir İsrail Etmiyor” başlıklı yazısına denk geldim Mustafa Akyol’un paylaşımı sonucu. Aköz çok güzel bir noktaya değiniyor: İsrail’in bilimsel kaynak üretimi, tüketimi, bilimsel yayın sayısı, vs. gibi objektif ölçütler bakımından 22 Arap ülkesinin toplamından daha ileride olması. Bu noktada belirtmeliyim ki, objektif kelimesi buraya cuk oturuyor, kullanmasak bile öyle anlaşılacaktı, ama neden kullandığıma geleceğim.

Mustafa Akyol’u çok zeki bulurum. Arada konu tek bir konuya gelince kullandığı tüm yöntemleri çöpe atabildiğini de görmedim değil, ancak temelde donanımlı ve zeki bir adam. Kendisinin bu bahsi geçen paylaşımı sonrası gelen tepkiler şöyleydi:

“Ama Yahudi lobisi var arkalarında.”

“Yahudi sermayesi olmasa yapamazlardı.”

“Sözde bilimsel yayınların kaçının Yahudi sermayesine göbekten bağlı olduğuna bakmak lazım.”

İşte “objektif” kelimesinin önemine gelmeden önce, Mustafa Akyol’un son alıntıya verdiği cevaba bakalım:

“Sözde bilimsel yayınların kaçının Yahudi sermayesine göbekten bağlı olduğunu ‘araştırdınız mı’?”

Birçok Ortadoğu toplumunda olduğu gibi, bizde de anlamadığımız, bilmediğimiz şeyi otomatikman Amerika’ya veya İsrail’e, daha da ileri gidip Hristiyanlığa veya Yahudiliğe bağlama alışkanlığı var. Dünya “çok şükür” böyle işlemiyor. Yani İsrail Gazze’ye saldırırken “Hmm, biz Yahudi’yiz, onlar Müslüman, öyleyse öldürmeliyiz” demiyor, ya da Avrupa Birliği çıkıp “Türkler Müslüman, öyleyse biz sırf Hıristiyan olduğumuz için onları almayalım” demiyor. Çok daha karmaşık sebep ve sonuçlar var ortada, ancak bu başka bir yazının konusu.

Gelelim sermaye ve objektif bilimsel ölçüt meselesine. Dünyanın her yerinde bilimsel kalitenin belli başlı ölçütleri vardır. Yayın sunarsınız, hakemli dergilerde yayınlatmaya çalışırsınız. Bu dergilerde bizdeki gibi “güneş diye bir şey yok, aslında gündüz ve gece diye varlıklar var” tarzı yorumları göremezsiniz. Çünkü bilim böyle bir şey değildir. İslam dünyası bilimi bile İslamileştirmeye çalıştığı için bu objektifliği, kanıta ve ispata dayanan “büyük ölçüde kesin”liği algılamakta zorluk çekiyor. Yani “Yahudi lobisi” su deniz seviyesinde beş yüz derecede kaynar derse bunun bilimsel veriye dönüşeceğini düşünüyorlar bir nevi. Dolayısıyla bilimsel düzeyde elde edilen başarıları hemen bu “Yahudi lobisi”ne bağlıyorlar. Bahsi geçen bilim insanı ateist ise bilim dünyasının Allahsız ve kitapsız olmasına bağlıyorlar. Ermeni ise “diaspora” deyip geçiyorlar. Maalesef politik ve hukuksal kavramlar lobilerle, güç odaklarıyla, meşrulaştırmalarla üzerinde “bir miktar” oynanabilen şeyler. Ancak bilim böyle değil. Açık ve net bir bilimsel yöntem var, ve bu kişiden kişiye değişmiyor. Dolayısıyla bilim dünyasındaki otoriteler bilim insanının inancına, yaşadığı yere, veya başka bir özelliğine değil, ürettiği bilimsel eserin bilimsel yönteme uygunluğuna göre değerlendirme yapıyorlar.

Politik gerçeklikler çarpıtılır. Çarpıtılırsa ne olur? Politik gerçekliklerin bir kısmı doğadan gelen gerçekliklerdir, örneğin bir insanın yaşaması, ölmesinden daha iyidir, ve bununla ilgili politik bir duruma düşerseniz rahatlıkla yaşamı savunabilirsiniz, ve bu doğrudur. Ancak politika ve hukuk içerisinde toplumsal şartlara, zamana ve insanlığın geldiği düzeye göre değişen şeyler de vardır. Dolayısıyla politik gerçeklikleri çarpıtarak ve/veya yorumsal kısmını sömürerek bir şeyler yaparsanız, ömrünüz boyunca bir yaptırımla karşılaşmama ihtimaliniz de vardır. Bilim böyle değildir. Eğer bilimsel yönteme aykırı davranırsanız, bu dünyada her şey bilimsel yöntemle ifade edildiği için sıkıntı yaşarsınız. Eğer bir bilimsel otorite bilimsel yöntemin dışında kararlar verirse, bilime aykırı davranırsa artık bilimsel otorite olarak kalamaz. Bu yüzden bilimin objektifliğinin korunması her sosyal, ekonomik, milli, dilsel, vb. kesim açısından aynı öneme sahiptir. Dolayısıyla ortada bahsi geçtiği gibi gerçekten bilim içerisindeki Yahudi lobisi gibi bir şey olsa bile, böyle bir lobinin bilim içindeki işleyiş şekli bilimsel yöntem tarafından garantiye alınır. Dolayısıyla bir bilim insanının hangi dinden veya etnik kökenden olduğunun önemi kalmaz.

Sermaye… Evet, bakalım Arap dünyasına. Yani arkadaşlar, 8 milyonluk Yahudi-İsrail cephesinde sermaye var da, lobi var da, bir kısmı petrol içinde yüzen milyarlık İslam cephesinde sermaye yok mu, lobi yok mu? Komik olmayalım. Ya da var da kullanmıyorlar mı? Neden kullanmıyorlar, ve kullanmıyorlarsa buradaki problem Yahudi’nin kullanması mı, Müslüman’ın kullanmaması değil mi? Türkiye’yi de “Müslüman ülke”den sayarsak, dikkatlice inceleyelim. Bu coğrafyada bilime yatırım var mı? Bilim insanına yeterince destek var mı? Mesela ülke sınırları içerisinde her sene yeni yol yapacak, bina kaplamalarını söküp tekrar takacak, yani kozmetiğe her sene ciddi yatırım yapacak kadar bütçesi olup, belki bunun binde biri bile etmeyecek miktarları öğrencisine harcamayı düşünmeyen okullar olduğunu biliyoruz. Ondan sonra İsrail’li bir bilim insanı yardımını, yatırımını alınca, veya kendi imkanlarıyla ilerleyebilecek düzeyde bir ortamda yetişince, suçladığımız kesim “Yahudi lobisi” oluyor. Ortada suçlanacak bir şey yok. Takdir edilecek bir şey var. Keşke biz de o bahsedilen lobilerden yapsak da, cehalet ve sefalet içinde sürünmesek, değil mi? O zaman soralım, biz niye Türk lobisi veya İslam lobisi yapıp bilime yatırım yapmıyoruz, yerli sermayeyi veya İslami sermayeyi neden bu yönde kullanmıyoruz? Oturduğumuz yerden amaan, Yahudi olduklarından böyle oluyor, demek çok kolay da ondan. Aslolan şudur ki, olayın dinle, etnisiteyle alakası yok. Dünyayı bilim döndürüyor. Kısa vadeli planlar yapıp “petrolüm var, ticaretim var, finansım var” diyen İslam dünyasında ise dünya dönmüyor, görüyoruz. Bilimde ilerleyemezseniz hiçbir şeyde ilerleyemezsiniz. Gerçekçi olalım.

Sevgiler…

Yusuf S.

Bu yazı 23 Kasım 2012 tarihinde KD Dergi‘de yayınlanmıştır. Metnin orijinaline giden link buradadır.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: