Atatürk’ü Nasıl Sevmezsiniz Yahu?

Atatürk sevilecek bir insandı. Kişiliğiyle, görüntüsüyle, kültürüyle batılıydı. Sarışındı. Rakı seviyordu. İleri görüşlüydü. Etkileyici bir hatipliği vardı. Kitleleri peşinden sürükleyecek bir karizması vardı. Edep-adap bilirdi. Tüm bu yönleriyle bizim Burak Yalım gibiydi yani. Böyle bir adam sevilmez mi? Sevilmeyebilir. Burak Yalım’ı seviyoruz, orası ayrı da… Atatürk’ün kurduğu sistem hem kurulduğu ve başlatıldığı dönemlerde, hem de bugüne yansıyan şekliyle birçok sorunu da beraberinde getirdi. Bu yüzden özellikle bu sorunlardan mustarip olmuş, direkt veya dolaylı olarak sıkıntı yaşamış kesim tarafından sevilmemesinin neden garip karşılandığını bu yaşımda hâlâ anlayabilmiş değilim.

Only the Sith deal in absolutes demişler. Yani herhangi bir şeyi tüm yönleriyle reddetmek veya kabul etmek benim gireceğim bir top değil. Bu açıdan illa ki “ya seveceksin, ya sevmeyeceksin” denecekse sevdiğimi söylerim. Ama sevdiğim yönleriyle sevmediğim yönlerinin miktarları arasında uçurum olmadığını da belirtmekten sıkıntı duymam. Koca bir Kürt toplumunun kimliğinin yok sayılmasından, “just to prove a point” diyebileceğimiz, sadece ideolojik ve metotsal sebeplerle her şeyin en ince ayrıntısına kadar oldubittiye getirilmesinden bahsediyoruz. Atatürk’ün öncülüğünü yaptığı ve bugün bile CHP ve türevlerinin takılı kaldığı sistemle ilgili sorunların özeti sadece budur. Ne eksik, ne fazla… Sadece halk bir şeylere alışsın diye şapka takmayanın kanun karşısında yargılanmasından bahsediyoruz. Böyle bir konuda bile topluma birçok yükümlülük ve gereksiz/mantıksız sıkıntı çıkartan bir sistem.

Çok geç değil, söyleyelim: Esra Elönü “Atatürk’ten nefret ediyorum ve bunun sebebi olarak Kemalistlerin tavırlarını görüyorum” demiş. Hay ağzını öpeyim diyecektim ama Esra Elönü’yü sevmiyorum, öpmem. Böyle bir şeyin söylenebilmesi, özellikle Kemalistlerin konuyla ilgili tepkilerini incelediğimizde Atatürk tabusunun yıkılmaya başladığının bir göstergesi. Ancak böyle bir şeyin söylenebilmesinin cesaret işareti olarak algılanması bir ölçüde bu tabunun hâlâ kayda değer seviyede olduğunu gösteriyor. Birisinin çıkıp Atatürk veya İslam peygamberi hakkında “onu sevmiyorum” demesinin haber değeri taşımadığı noktada sanırım tam olarak tabularımızdan sıyrılmış olacağız.

Bir insanı sevmek veya sevmemek kişisel ve bilinç dışı olgulardır. Yani oturup en ince ayrıntısına kadar mantık güdülerek “hmm, karar verdim, seviyorum” demek manasızdır. Sevmek karar vermekle olmaz, seviyorsan seviyorsundur, ya da tam tersi. Sevmek veya sevmemek herhangi bir insanın açıp kapatabileceği bir iPhone uygulaması olmadığı için insanları herhangi bir şeyi veya herhangi bir kişiyi sevip sevmemelerine göre yargılamaya çalışmak en kibar ifadesiyle mallıktır. Dolayısıyla bir insanı duygularından dolayı eleştirmek ise en kibar ifadesiyle düpedüz geri zekâlılıktır.

Bir insanı elma seviyor diye takdir etmiyorsanız, Atatürk’ü seviyor diye de takdir etmeyeceksiniz. Çünkü o insan o takdiri hak etmek için çaba göstermemiştir. Sevmek veya sevmemek o insanın duygusal durumudur, yargılanabilir eylem veya olgu içermez. Yine de Elönü’nün “Atatürk’ü sevmiyorum” demesinin haber değeri taşıması “biz Atatürk’ü tabu olarak görmüyoruz” veya “Atatürk artık bir tabu değil” düşüncesinde olanların yanlışta olduğunun ispatıdır. “Muhammed, Atatürk’ten daha tabudur” derseniz, bakın ona hak verebiliriz.

Sınıflandırmaya hiç girmemek lazım ama tartışmayı iki genel cephe olarak nitelendirirsek, ve iki cephe arasındaki karakter, eğitim düzeyi, kültürel yapı farklarını da gözetirsek Muhammed’in daha büyük bir tabu olmasını doğal karşılayabiliriz. “Muhammed, Atatürk’ten daha büyük ölçüde tabudur” olgusunu toplumda uygulamalı olarak da görebiliriz.  Esra Elönü söylediklerini kemalizmin en yoğun yaşandığı mahalleye gidip söylese en fazla birkaç küfür ve kişiliğine/inancına yönelik aşağılamayla evine döner. Belki ülkede daha önce şahit olduğumuz gibi “Atatürk’ü sevmemek” suçundan hakkında suç duyurusunda bulunulur, ki ondan da bir şey çıkmaz. Ancak İslam’ın en yoğun yaşandığı mahalleye gidip herkesin duyabileceği şekilde “Muhammed’den nefret ediyorum” derseniz çok çok büyük ihtimalle öldürülürsünüz.

Sonuç olarak öğüt verelim: insanları duygularına göre yargılamayı keselim lütfen, hiçbir manası yok. Atatürk’ü sevenle sevmeyenin gözümüzde farklı değer ve kaliteye sahip olmalarının ise örümcekten korkan ve korkmayanın farklı değer ve kaliteye sahip olmasından hiçbir farkı yok. Demokrasiydi, özgürlüktü, ve saire idi, bunlar çok soyut ve geleceği belirsiz kavramlar. Bence insanlığın kurtuluşu duyguların hiçbir şekilde yargılanmadığı bir ortamda gerçekleşecek. Yargıladığımız, insanları duygularına göre değerlendirdiğimiz sürece de gerçekleşmeyecek.

Sevgiler…

Yusuf Salman

yusuf.salman@konseptdisi.com

Twitter

Görsel: http://www.365haber.net/uploads/images/1235_1.jpg

 

Bu yazı 23 Ekim 2012 tarihinde KD Dergi‘de yayınlanmıştır. Aslının linki buradadır: http://www.konseptdisi.com/ataturku-nasil-sevmezsiniz-yahu/

Leave a Reply

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: