Adam Öldü, Artık Vurmayın

Özellikle internet üzerinde tartışma adabına sahip olmayan insanlarız. Kendi eksenimizden çıkamıyoruz, ve her şeyi kendi eksenimiz etrafında döndürmeye çalışıp döndüğünü zannediyoruz. Dönmüyor arkadaşlar. Şunu kabullenelim: her şey sizin istediğiniz gibi yürümüyor, yürümeyecek. Çünkü: siz kimsiniz lan? Her şeyin iyisini, doğrusunu siz mi biliyorsunuz? Sizin gibi düşünmeyen herkes haksız mı yani, sırf sizin şeyinizin keyfine göre?Örneğin dinciler… Övünmeyi çok severim. Kuran’ı hem Arapça’sından, hem Türkçe çevirisinden defalarca okudum. Bir sürü kaynak takip ettim, inceledim, araştırdım. Sonra başka sebeplerle bir miktar Arapça da öğrendim ve takip edebildiğim şekliyle oradan da takip ettim. Adam ise FEM yurdunda kalmış, “sen ne anlarsın” diyor. Adam dinini okumamış, öğrenmemiş. Kuran’dan referans veriyorsun, kabul etmiyor, çünkü kendisine farklı “anlatılmış”. Sonra bir bok bilmeyen cahil biz oluyoruz.

Ne diyonuz?Örneğin ulusalcılar… Lise eğitimimin sonlarına doğru ben de sıkı bir ulusalcı olup çıkmıştım. Hatta üniversite eğitimimin başlarında Cumhuriyet Mitingleri’ne de katıldım. Bunu bilen biliyor, kimseden de saklamıyorum. Hatta din ekseni dışında davanın önemli bir kısmına da hâlâ katılıyor, yaptıklarımla, söylediklerimle destek veriyorum. Bunları da kimseden saklamıyorum. Ama ne oldu da artık ulusalcı değilim? Okudum, araştırdım, inceledim, öğrendim; dolayısıyla az bilen Yusuf ile, biraz daha fazla bilen Yusuf arasında vizyon farkı oluştu. Öğrenmenin yaşı yok, şimdi her ne kadar her insanın yapacağı gibi “ben şu anki görüşlerimi daha uzuuun süre savunurum hacı” desem de içten içe biliyorum ki, az da olsa, çok da olsa, önemli de önemsiz de olsa değişeceğim, ve 10 yıl sonraki Yusuf daha farklı olacak. Bu yüzden ulusalcılara kendi silahlarını doğrultmayı kendime borç biliyorum: Atatürk eleştirilemez, bir tabudur diyerek bunun bir sorun olduğunu belirtiyoruz, küfür yiyoruz. Yediğimiz küfürlerin arasında mantıklı argüman çıkartmaya çalışanlar ise “zamanın şartları bunu gerektiriyordu” diyorlar. E be kardeşim, şu zamanın şartları 80-90 yıldır bir değişemedi gitti. Madem zamanın şartlarına göre davranılması gerektiğini savunuyorsun, ırka dayalı, devletçi özlü milliyetçiliğin eskidiğini nasıl kabullenemiyorsun? Türkiye’de milliyetçilik ırka dayalı değildir diyenleri ise ilkokulda öğrendikleri tarihi bir kenara bırakıp gerçek tarih kitapları okumalarını tavsiye ediyorum. Mustafa Akyol’un da dediği gibi, ilkokuldan itibaren tüm okullarımızda “damarlarımızdaki asil kan”dan bahseden bir metin asılı. İşte bu yüzden Gençliğe Hitabe’nin kaldırılması gerekiyor. Atatürk’ün görüşlerinden başka görüşlere, vizyonundan başka vizyonlara, kanından başka kanlara izin vermediği için. Kendinden başkasının varolmasına tahammül edemeyen ve bununla ilgili eyleme geçen/geçme potansiyeline sahip olanlara biz “faşist” diyoruz. Faşist kelimesinin tanımı bu, benim yorumum değil. Eğer Kemalizm kendinden başkasının yaşamasına izin vermeyecekse, yani sizin istediğiniz gibi bu ülkedeki her şeyi Kemalizm vizyonundan değerlendirmek zorundaysak ve Kemalistler her zaman haklılarsa, evet, Kemalizm faşist bir ideolojidir. Nokta.

Örneğin Fenerbahçeliler… Kardeşim, Çarşı bunu en güzel şekliyle yapmadı mı? Ortada şaibe varken biz bu insanları desteklemeyeceğiz, aramızda kabul etmeyeceğiz denmedi mi? Aklanın, öyle gelin, demedi mi bu taraftarlar? Bunu demek bu kadar zor muydu? Masumiyet karinesini tamamen yanlış anlayan bir ülkeyiz. Bazıları “suçsuzluğu ispat edilene kadar herkes suçludur” edebiyatı yapıyor, bazıları ise “suçu ispat edilene kadar herkes suçsuzdur” edebiyatı. Bu prensibin aslı şudur: “Suçu ispat edilene kadar kimseye suçlu muamelesi yapılamaz.” Yani neymiş? Suçsuz kabul etmiyormuşuz. Ama suçlu da kabul etmiyormuşuz, yargı sürecini bekliyormuşuz. Hadi bunu göremeyecek kadar körüz, ve bir noktaya kadar Aziz Yıldırımı vefa veya başka bir nedenle destekledik. Şike yapıldığı ortaya çıktı, bunun kanıtı var, delili var. Yani “suç ispat edildi” ve şu an cezaya karar verilemiyor. Bir taraftar grubu bu basit gerçeği kabullenmeyecek kadar kendini beğenmiş ve salak olabilir mi arkadaşlar? Tüm deliller, kanıtlar suç gösteriyor, siz ise “Fenerbahçe’yi çekemiyorlar” kafasındasınız hâlâ. Peki ben soruyorum: şimdiye kadar ne Federasyon, ne yargı elle tutulur bir karar almış değil. Özellikle Federasyon’un açık açık “götü yemiyor.” Söyleyin, yargı süreci kimin lehine işledi şimdiye kadar? Gerçekçi olalım. Tabii ki Fenerbahçe gibi büyük bir kulübün küme düşmesi ligdeki rekabeti de etkileyecektir, maddi kayıplar da getirecektir, bu yüzden “şahsen” ben de küme düşmelerini istemem. Ama kanun, kural böyle diyorsa düşecektir, ya da en azından puanı silinecektir. İşte bu yüzden, Fenerbahçe’nin cezası kesinleştikten sonra “Gördünüz mü Amına Koyim!” başlıklı bir yazı kaleme alacağım. Fesatlığımdan, pisliğimden veya fırsat kolladığımdan değil, gerçekler yazılı, delilli olarak ortaya çıktı diye yapacağım bunu. Ve “bizi çekemiyorlar”, “cemaat FB’yi satın alacak” gibi saçma salak şeyleri defalarca gözümüze sokup ısrarla kafamızı sikmeye halen devam eden Fenerbahçe taraftarının yaptığı saçmalığa, ettiği ayıba, bu başlıkla hiçbir şekilde erişemeyeceğim, amacım da bu değil zaten.

Örneğin Müslüman-seviciler… Tarih şunu da gördü: Bir ilden, daha önce milletvekilliği yapmış iki kişi de mitinglerinde çeşitli şeylerden bahsediyorlar. Birisi ben şehrim için şunu yaptım, şunu geliştirdim, şuraya şunu getirttik diye anlatıyor. Diğeri “ben mecliste dinimizi savundum” diyor. En çok oyu dini savunan alıyor. Bugün bile sırf muhafazakar yaklaşımlarından ötürü AKP’yi destekleyenler var. Sırf bundan ötürü! Düşünebiliyor musunuz? Ben ulusalcıya bağlayıp “halk salak ya zaten” olayına girmeyeceğim. Ama sırf Müslüman diye, başka hiçbir şeye dayanmayan bir sevgi besleyen ve bunu siyasi eyleme (oy vermek olabilir) dönüştüren insanlara saygı duymamı da kimse beklemesin. Kimse de kimseye saygı duymak zorunda değil zaten. En azından onların bana e-maille, sözlü olarak veya Twitter’dan falan yaptıkları gibi küfre, hakarete girmiyorum, değil mi… Hiç uzatmadan konuya giriyorum: cicili bicili isim olsun diye Arap Baharı dediler, tüm Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya şeriat getirdiler/getiriyorlar/getirecekler. Ve sırf Müslümanlık içgüdüsüyle bunu destekleyen adamlar var. Şu an Mısır’da durum nasıl bir ona bakın gençler. Şu an Libya nasıl bir durumda? Ona bakın. Siz seversiniz, Erbakan ne demiş? Kanlı mı olacak, kansız mı olacak? Tamam, halk bir harekette bulundu, bunlar güzel şeyler, yani halkın kendini eylemsel olarak ifade etmesi, edebilmesi çok güzel. Bir takım değişiklikler oldu, ama yapılan değişiklik sihirli değnekle yapıldı diye illa ki sihirli bir değişiklik olmak zorunda mı? Mesela birileri o değneği başka birilerinin götüne sokmuş olamazlar mı? Bir bunu düşünün. Halk şeriat istiyorsa o şeriat gelecek diye bir şey yok. Bir kişi bile şeriat istemiyorsa o şeriat gelmeyecek arkadaşım, gelmemeli. İnsanlığın gereği budur. Hep örnek veririm. Homofobik algılanmasın, sadece çoğunluğu homofobik olan bu insanlara sesimi daha iyi duyurabilmek için veriyorum bu örneği, alınanlar varsa kusura bakmasınlar, amacım bu değil. Mesela halkın %99’u homoseksüel olmaya karar verse, ben mahalledeki bir Ahmet Abi ile, bir Necmi Dayı ile sevişmek zorunda mıyım? Tabii ki değilim. Bu ülkede %50’yi bile halkın iradesi kabul edebiliyoruz, yazık… Halkın iradesi 50 değildir, 80 de, 99 da değildir. Halkın iradesi %100’dür.  Bir kişinin hayatı bile kabusa dönüştüyse ortada sorun vardır. Herkesi memnun etmeniz mümkün olmayabilir, ama herkesi dinlemek, en azından memnun etmek için çaba göstermek zorundasınız.

Müslüman-sevicilik HAMAS konusunda da baş gösteriyor. Hani ülkemizde “İslam barış dinidir” diye öten bülbüller var ya, iş HAMAS’a gelince sapına kadar destekliyorlar. E onlar da çocuk öldürüyor, onlar da kadın öldürüyor, onlar da canlı bombalarla “İslam adına” katliam yapıyorlar, en azından yapTIlar. Ancak hükümetimiz de sağ olsun, HAMAS’la can ciğer kuzu sarmasıyız! Türkiye HAMAS’la arasına mesafe koymalı. Başka ülkelere gelince mangalda kül bırakmıyoruz. HAMAS terör eylemleri düzenlemiştir ve bunu düzenli olarak yapmıştır. Bu da HAMAS’ı terör örgütü yapar. İsrail’in de kötü şeyler yapmış ve yapıyor olması Hamas’ı özgürlük savaşçısı yapmaz. Siz HAMAS’ı desteklerseniz, İsrail veya başka bir ülke de PKK’yı desteklediğinde hiçbir şey diyemezsiniz. Çünkü derseniz, HAMAS derler, Uludere derler, vs. derler. İnsan öldürenleri desteklerseniz, başkaları da sizin insanlarınızı öldürenleri desteklerler, apışıp kalırsınız. HAMAS aslında çok komplike, sofistike, çok acayip bir oluşummuş da, terör örgütü diyemeyizmiş de, mişmiş de mişmiş, yok ya? Açık açık çıkıp söyleyin kardeşim, “bence HAMAS terörist olamaz, çünkü haklı bir dava uğruna insan öldürüyorlar, bu terör değil, cihattır” deyin delikanlı gibi. Biz de sizin İslamcı-terör yanlısı olduğunuzu, yani gerçek renginizi anlayalım sevgili Müslüman-seviciler.

Örneğin ırkçılar… Konu hakkında çok yazdım, yine yazıyorum, umarım bu sefer anlarsınız. “Hepimiz Ermeni’yiz” demek, bir aydını sırf etnik kimliğinden dolayı öldürdünüz, hadi amına koyim, biz de Ermeni’yiz, sıkıyorsa gel bizi de öldür, demektir. Bunu demek ırkçılığa, faşistliğe bir başkaldırıdır. Bunun Sayın Altaylı gibilerin buyurdukları şekliyle “hepimiz insanız” diye yapılmamasının sebebi ise son dönemdeki spesifik olaya, davaya  göndermedir. Birisi sırf insan olduğu için öldürülünce çıkıp ona da yürürüz, kimsenin şüphesi olmasın. Ama haftalardır hâlâ buna kafasını takan ırkçılar var, ona yanıyorum. Adam televizyona kadar çıkmış, yani varlığı, mevcudiyeti o kadar ciddiye alınmış, iplenmiş, Hrant konusuyla ilgili yorum yapıyor. “Ben Ermeni’yim demem” diyor, ardından Hrant’a ateş püskürüyor. Yok bu gibi insanlar ülkemizi ele geçireceklermiş, vatan hainleriymiş, yok vs.miş… Adamın Hrant’ın kim olduğuyla ilgili en ufak bir fikri yok. Adam Hrant’ın bir yazısını okumamış, bunu geçtim, bir görüntüsünü izlememiş. Muhtemelen gazete bayisi önünden geçerken görmüştür fotoğrafını da. Böyle bir geri zekalılık olabilir mi arkadaşlar? Hrant’ı katleden velet de üç yazısını okuduysa şerefsizim. Hep söylerim, bu ülkedeki milliyetçilik en iğrenç milliyetçiliktir, ırkçılık en yavşak ırkçılıktır diye. Yabancı ülkelerdeki yabancı fobisinin ve ırkçılığın haksız da olsa somut sebeplerini görüyoruz. Mesela Avrupa ülkelerindeki azınlıklar ve göçmenler daha eğitimsizler, sosyal olarak daha alt seviyedeler, dolayısıyla daha fakirler, ve korelasyon sebep-sonuç getirmese de, daha çok suç işliyorlar. En sevimli ülkede bile yanınızdan göçmen çeteleri geçerken geriliyorsunuz arkadaşlar. Bu tabii ki ayrımcılığı, ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını haklı çıkartacak bir şey değil, ama adamların haksız da olsa sebepleri var. Bizim ülkemizde ise sanat üretiminin büyük bir bölümünü karşılayan, küçük esnaflıkta çığır açmış, kalburüstü mesleklerde bileğinin hakkıyla bir yerlere gelmiş azınlıklarımızın (insanlara azınlık demek bile kalbimi sızlatıyor, ancak genel tabir kullanıp daha çok kişiye aktarma peşindeyim, alınmayınız) küfür öğesi olarak kullanılması ne kadar haklı? Birini aşağılayacakken “Ermeni dölü”, “Yunan dölü” diyen, vatandaştan bahsederken “afedersin Rum” diyen, mecliste mantıklı bir iş yapmaya çalışan milletvekiline “senin dinin Zerdüştlük değil mi, sen ne karşıyon hacı” denen bir ülkede yaşıyoruz. Ve bu nefretimizin, bu ayrımcılığımızın, bu iğrençliğimizin hiçbir somut sebebi yok.

Tekrar tekrar söyleyip sıkıyorum, kusura bakmayın. Bir de “şunda neredeydiniz”ciler var. Hemen cevabımızı verelim. Askerlerimiz öldüğünde biz oradaydık hacı. Hatta hiç unutmuyorum, sonbahar sonlarına doğru Mecidiyeköy’den Beşiktaş’a inmiştim, sağ olsunlar Çarşı taraftarlarıyla birlikte bağırdık, maç biletim yoktu, stadın oradan geri döndüm. Zaten Galatasaray’lıyım, orası ayrı. Biz her şekilde “orada” oluyoruz hacı, gidemediysek söylediklerimizle, yazdıklarımızla orada oluyoruz. İlla ki sorduracaksın, biz senin dediklerin olduğunda “da” oradaydık hep ve hep orada olacağız. Madem çetele tutuyorsun, sen ne zaman bizim dediklerimizin “de” yanında olacaksın? Böyle saçma salak bir düşünce olabilir mi? Hani ben şerefsiz bir insan da olabilirim tamam mı? Yani mesela birisinin ölümüne seviniyor da olabilirim diyelim. Onun ölümüne sevindim diye, bunun ölümüne de üzülmemek zorunda mıyım? Yani benim bir eyleme katılmam başka bir eyleme, tepkiye katılmamla ne kadar alakalı. Ama tosuncukların da içleri rahat etsin. Şerefsiz değilim, haksızlık görünce tepkimi koyuyorum, ve tosuncuk gibi tepki göstereceğim kişiyi ayırmıyorum, çetele de tutmuyorum. İmkanım oldukça yürüyorum, imkanım yoksa yazıyorum, konuşuyorum. Sen ne yapıyorsun? What the fuck have you done lately hacı?

Tartışma adabı ile kapatalım. Bugün özellikle Twitter üzerinden -her zamanki gibi- çok küfür ve sanal-dayak yedim. Hepsine laf yetiştiremedim. Mesela bir adam var, adam bildiğiniz sapık. Beni takip etmiyor, birkaç takipçisi gözüküyor. Ama ne zaman söylediklerimde iyi veya kötü “Adnan Hoca” geçse orada bitiyor adam. Yani adam o kadar işsiz ve güçsüz ki, internette “Adnan Hoca” diye arayıp hakkında bir şey yazanları taciz etmeyi görevi haline getirmiş. Ve hiçbir şekilde susmuyor. Daha önce tehdide boğmuştu beni, hakaretlerle yıkamıştı resmen, bloklamış ve spam olarak işaretlemiştim. Özlettiğini düşünmüş olmalı, başka bir hesap açmış ve bugün yine bana saldırmış sağ olsun. Sebep? Tek bir cümlemde Adnan Hoca ifadesi geçti diye. Ortada kedi canlı hocayla ilgili yorum yok, hiçbir şey yok, sadece alakasız bir cümlede geçiyor. Adam üşenmemiş, zamanını harcamış, search eylemiş, bulmuş ve cevap yetiştirmiş. Ulan, bir insanın hayattaki amacı bu olabilir mi? Bu kadar mı işsizsiniz? İnternette çok aktif olabilirim, ancak interneti sanıldığı kadar ciddiye almıyorum. Bu yüzden internet üzerinden insan aydınlatma görevimden istifa ediyorum ve kendime bazı sınırlar koyuyorum. İslam’ı tartışacaksak birincil kaynağı olan Kuran’dan tartışalım. Alim denilen 13’üncü, 15’inci yüzyıl yobazlarından, veya yakın tarih yobazlarından hareket etmeyelim. Kuran’dan tartışacaksak da önce lütfen okuyalım. Annemizin, babaannemizin bize anlattığıyla yetinip kudurmuş köpek gibi sağa sola saldırmayalım. En önemli kuralım hep şu oldu: “bilmiyorsan ahkam kesmeyeceksin.” Ben ahkam kesmiyorum, görüş bildiriyorum, görüşümü de bildiklerimle destekliyorum, bilmiyorsam bilmiyorum derim. Ahkam kesenlere bundan sonra cevap verip uğraşmayacağım. Annesi, babası ve gittiği okullar ona tartışma adabı eğitimi vermemiş, kendisini de geliştirememiş, ben mi eğiteceğim onu bu saatten sonra? Aynı şekilde, siyaset tartışacaksak siyaset bilimi üzerinden tartışalım, din veya Atatürkçülük üzerinden değil. Bu ülkede işler Müslümanların veya Atatürkçülerin istediği gibi yürümek zorunda değil, siyaset mantığı üzerinden ve tüm insanları optimum mutluluğa sevk edecek şekilde yürümek zorunda. Kimse bu halkı, ülkeyi parselleme yetkisine sahip değil. Bu yüzden ülkedeki sorunlara “Atatürk böyle demişti, o yüzden bu kesin doğru olmalı” dışında, mantıklı bir çözüm getiremeyen Atatürkçülerle, “din bunu gerektiriyor, bu yüzden böyle olmalı” dışında, mantıklı bir çözüm getiremeyen dincilerle konuşmuyorum, tartışıp değerli parmaklarımı (ellerim çok güzeldir) zedelenme tehlikesine atmıyorum. Herhangi bir şekilde insan öldürmeyi meşru gösteren, destekleyen insanlarla da konuşmuyorum, tartışmıyorum. İlk adımı ben atıyorsam hep “siz” diye başlarım. İlk adımı atan kişi “sen” diye başlamışsa ben de ona “sen” diye hitap edip tartışmaya devam ederim, çok önemsemem. Ama “sen” diye başlanmışsa bu samimiyeti kibarlıkla dengelemek gerekiyor. Mesela geçen gün birisi hiçbir şey demeden “lan angut” diye başlamış, samimiyetini takdir ettim, olayı önemsemedim, kibar bir şekilde cevap verdim, o da kibara döndü. Bundan sonra bu tarz şeylerle de uğraşmıyorum. Senli-benli olacaksak kibar olalım, etiket takıntım bu kadardır.

Abi/kardeş tavsiyesi: özellikle internette birisiyle tartışıyorsanız, onu tanımadığınız gerçeğiyle yüzleşin. Adam tartıştığınız konuda sizden çok daha fazla bilgi sahibi olabilir. Özellikle bilgi sahibi olmadığına dair kanıtlarınız yoksa, direkt sizden daha bilgili kabul edin. Adam gerzekse, cahilse, en azından kendinizi bozmamış olursunuz, düzeyli bir tartışmaya girmiş olursunuz. Adam bir şeyler biliyorsa ezilmezsiniz, göt olmazsınız. Tavsiye 2: karşınızdakinden bağımsız olarak, bir bok bilmediğiniz konuda tartışmaya girmeyin. Göt olur, “sen beni göt ettin, Allah da seni göt etsin” diye kalakalırsınız. (İnternet ortamında Allah kelimesinin kaç harfini büyük yazarsanız o kadar sevap kazanacağınızı biliyor muydunuz?) Aklınızda cevabını veremeyeceğiniz bir konu varsa, olayı o konuya yaklaştırmamaya çalışın. Adam size ilgili bir soru sorar, cevap veremez, adamın kişiliğine saldırırsınız, daha da batarsınız. Herkes sizin ne kadar mal, ne kadar gerzek olduğunuzu anlamış olur, bu da cabası. Tavsiye 3: tartışma ilk tartışanındır. Özellikle herkese açık ortamlarda birisi bir şeyden bahsetmişse, ve bahsederken belli bir açıdan yaklaşmışsa, tartışmaya giren herkes o açıdan yaklaşmak durumundadır. Başka açıya kayarsanız adam “ne alakası var amk, ben ondan mı bahsediyorum” der, haklıdır da. Sapla samanı karıştırmayın, önünüze ne konduysa o malzemeyle tartışın, götünüzden element uydurursanız tartışmanın özünden uzaklaşırsınız. Konumuzun özeti: el elden üstündür. Biz üstün olduğumuz kabulüyle başlamıyoruz, karşımızdakinin de başlamadığını farz ediyoruz. Çok klişe ama: kötü söz sahibine aittir. Söylenmesi gereken söz, edilmesi “gereken” küfür varsa çıkar onu da söyleriz, onu da ederiz. Ama önyargılardan kurtulmak gerekiyor, ve açık fikirli olmak.

Dünya sizin götünüzün etrafında dönmüyor, artık bunu kabullenin.

Sevgiler…

Yusuf Salman

Twitter

e-mail: yusuf.salman@konseptdisi.com

Bu yazı 31 Ocak 2012 Tarihinde KD Dergi’de yayınlanmıştır. Asıl kopyanın linki buradadır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *