Seve Seve Gelen Şampiyonluk ve Lacivert Kültürsüzlük

Öncelikle “just for stating the obvious”, Galatasaraylı olduğumu belirteyim, gerçi beni uzun süredir okuyorsanız biliyorsunuzdur. Şimdi Galatasaray emekti, sevgiydi, vs.ydi olayına hiç girmeyeceğim, bunu yapmama gerek de yok zaten. Sadece gerçekleri görüp yorumlamak gerektiğine inanıyorum böyle konularda; duygusallaşmaya, sinirlenmeye –sinirlenmemek elde olmasa da– hiç mi hiç gerek yok. Öncelikle sezonu kısaca değerlendirelim.

 

Beşiktaş’taki Portekiz mafyası, Fenerbahçe’deki dava, Galatasaray’da çok rezil bir sezondan sonra gelen çok ciddi kadro değişikliği (buna başkan, teknik ekip, vs. de dâhildir), Trabzon’daki yine “dava” meseleleri falan derken çok çok daha rezil bir lige soyunduk taraftarlar olarak, üstüne üstlük bir de “Süper Final” denen, tamamen Digitürk dava açmasın diye çıkartılan bir terbiyesizlik, evet terbiyesizlik bindi bunların üstüne. Kimse itiraz edemez, ligin en iyi takımı Galatasaray’dı, ve inandığım/saygı duyduğum tüm şeyler üzerine yemin ediyorum, Galatasaraylı olmasaydım da bunu söylerdim, Galatasaray şampiyonluğu sonuna kadar hak etmiştir. Bunun yanında en iyi motivasyon Fenerbahçe futbolcularındaydı, en iyi kadro Beşiktaş’taydı, Trabzon’un buralara kadar gelebilmesini, bunun içinde de Burak’ın gol krallığı meselesini ise tamamen teknik başarıya ve büyük ölçüde de şansa bağlıyorum.

 

Süper Final grubuna gelirsek, gerçekten Digitürk yalvarsa yakarsa, Fenerbahçe gibi şike yapsa (geleceğim buraya da) tutturamazdı böyle bir grubu. Kalp krizi geçirenler, ölenler, sahaya atlayanlar, kudurup stadyum yakanlar bile oldu bu serüvende, ve neredeyse son maçlarda hak ettiği şampiyonluğu kaptırıyordu Galatasaray. Kaptırmadı, neden mi? Çünkü kontrollü oynadı. Süper Final grubunun ilk maçlarında neredeyse muhteşem bir performans gösterip “şampiyonluk geliyorum dedi” dedirten Galatasaray, puan açısından dezavantaja düşebileceğini anlayınca kıvırdı, ki en doğal hakkıydı. Söyleyin bakalım, hangi takım böylesine ciddi bir unvan peşindeyken ve son maçlarda var olan skor buna yetiyorken saldırayım, şov yapayım kafasına girer? Aklı başında her teknik direktör, her futbolcu böyle bir durumda top çevirip, gerekirse yerde yatıp (fair play’e inanmıyorum ama bence bir güç var) zaman geçirmeyi savunur. “Aaaa korktunuz” demek mallıktır, moronluktur. Tabii ki korktular, işin kahramanlığına koşup tüm yıl uğraştıkları, emek verdikleri şeyi piç mi edeceklerdi? Hatta: ne sandın yarraaam? Beşiktaş maçından sonra verdiğim örneği vereceğim tekrar. Ben sürücü koltuğuna oturmuşum, emniyet kemerimi takıyorum, sen ise “ahaha emniyet kemeri takıyo hemen, götün yemedi dimi” gibisinden şeyler söylüyorsun. Ya da “delikanlı gibi çık kemersiz sür şu arabayı” diyorsun. E be kardeşim, öleyim mi? Senin estetik zevkine, hastalıklı orta çağ gurur zihniyetine hitap edebilmek için canımı, veya maç için konuşursak aylardır uğraştığım ve çok istediğim bir şeyimi mi feda edeyim? Sadece gülüyorum size.

Şike konusuna dönersek, PFDK çok tartışmalı bir karar yayınladı diyeceğim, ama tartışmaya gerek yok, tartışmasız rezillikti bu karar. Fenerbahçe’nin birkaç yöneticisi de dâhil olmak üzere birçok yönetici, birkaç da futbolcu hak mahrumiyeti cezası aldılar. Yani faal futbol içinde bulunamayacaklar. Öncelikle verilen cezanın mantığından uzaklaşıp aylardır söylemeyi beklediğim şeyi söyleyeyim: hani şike yoktu amına koduğum? Sonralıkla, sanırım bu soruşturmada/davada yer alan futbolcular parayı bir ceplerinden alıp diğer ceplerine koydular ve sırf tatmin olmak için sapık bir zevkle kendi kendilerine şike yaptılar, ortada neden bir kulüp yok? Özellikle en çok bağıran taraftarlara sahip olduğu için üzerine eğiliyorum: Fenerbahçe’nin bu yöneticileri şikeyi/teşviki/her türlü kanunsuzluğu falan kendi siklerinin keyfine mi yapmışlar? Sesi daha yüksek çıkan haklı mı oldu şimdi? Dün bir yalan haberle (gerçekten tamamen yalan) 12 yaşındaki bir çocuğu “Galatasaraylıların” öldürdüğünü milyonlarca embesil Fenerbahçeliye yedirenler, böyle uydurma ve uydurma olmasaydı bile bireysel orospu çocukluğu olacak bir şeyi “camialara mal edebiliyorlarken”, neden direkt kulüple alakalı yapılmış, işlenmiş, ve ligin sıralamasını ciddi şekilde değiştirmiş bir olayı neden kulüplerine mal edemiyorlar? O kadar şerefleri yok mu acaba? Bir Fenerbahçeli de çıkıp “hacı, şikeyi sadece futbolcular yapmış, yönetim yapmış, öyle mi? Beş yaşındaki çocuk bile inanmaz buna, bizi küme düşürün, bari cezamızı çekip şerefimizi kurtaralım” demez mi yahu?

 

Gelelim dün aldığıMIZ (tarafsız değilim, objektifim bebişim) şampiyonluk unvanına. Eğer koca sezonda tek bir maç olsaydı, şimdiye kadar her taraftan feci emek verilmeseydi, ve şampiyonluk dünkü maçla belirlenseydi, Fenerbahçe şampiyon olmalıydı. Dün gerçekten sahada yoktuk, özellikle kasap Fenerbahçeli futbolcuların maçın başlarında en çok koşan ve karşı defansı en çok yıpratan oyuncumuzu “topa giriyorum ayağına” biçmeleri bence maçın kaderini değiştirdi. Orada faul yoktu, evet, ancak bu kadar insanlık dışı girmeye de gerek yoktu. Fenerbahçeli futbolcular bunu maç boyunca yaptılar, ve sırf Emre Belözoğlu’nun kafadan 3 kırmızı kartı vardı. Twitter’da bir şey okudum: “Ulan Emre, ondan sonra neden anama küfrediyosunuz diyosun”, kısmen katılıyorum. Kimsenin anasına küfretmeye gerek yok, bu kısmına katılmıyorum. Ama Emre artık kendi taraftarının büyük bir kısmı da dâhil kendinden iğrenmeye başlayan herkesten ağır tepkiler almak istemiyorsa (sözlü veya düşünsel tepkiden bahsediyorum, fizikselden değil) önce adam olacak, bunun başka yolu yok. Bu yaştan sonra da adam olabilir mi bilmiyorum. Olacak gibi gözükmüyor. O kadar tartışıldı, ve ben de dâhil birçok kişi artık profesyonel futbol içinde bu “pis”, “iğrenç” adam ve bunun gibilerin yer almamaları gerektiğini yazdı aylardır. Son maça gelmişsin, birazcık adam olmaya çalış. Hani içten olmaya gerek yok, azıcık insan rolü yap Emre Belözoğlu. Kısacası etkisiz bir maç geçirdik, ama hak edilen kırmızı kartlar verilseydi farka bile koşabilirdik o motivasyonla. Fenerbahçeli arkadaşların dediklerini aksine, hakem asıl bizi yaktı. Biz de isteriz taraftar olarak güzel maç izlemeyi, ancak zaman geçirmek, riske girmemek gerekiyordu, geçirdik, girmedik (you see what I did there?).

 

Gelelim taraftara ve maç sonrası olaylara. Taraftar benim gördüğüm kadarıyla iki ayrı yerde tribünleri ateşe verdi, neyse ki kimse zarar görmeden olay atlatıldı. Yine kendilerine yakışırcasına kornere, taca giden futbolcularımıza “yabancı madde” fırlattılar, ki ben özellikle Avni Aker ve Şükrü Saraçoğlu Stadyumları’nda “yabancı madde” ifadesinin kaldırılması taraftarıyım. Çünkü o maddeler artık o statların parçası oldular. Taraftar terörü bitti, şampiyonluğumuzu ilan ettik, polis önce “haklı olarak” futbolcularımızın ve teknik ekibimizin etrafını çevirdi, çünkü “polis bize saldırdı” diyenlerin bir kısmı henüz 15-20 dakika önce stadı ateşe vermişlerdi ve bir güvenlik riski vardı. Bunu taraftarı tahrik etmek olarak algılayan zihniyete kesinlikle acıyorum, yine emniyet kemerine dönüyorum, ölsün mü futbolcularımız lan?

 

Daha sonra görüntülerden izlediğimiz kadarıyla polisle taraftar arasında resmen “çatışma” çıktı. Bu sefer doğal olarak ülkemizde “maalesef” görmeye alıştığımız polis terörü başladı. Polis yakaladığının kafasını tekmeledi, ölür mü, kalır mı demeden. Koca stadı çevreleyecek şekilde biber gazı kullanıldı. Polisimiz o kadar seviyor ki biber gazını, boş zamanlarda götlerine sokup zevk aldıklarından emin gibiyim. Her şeyde biber gazı…

 

–          Babacığım, ödevime yardım eder misin? Çözemiyorum.

 

–          BİBERRRR GAZIII ÇÖZERRRRRRR! ALLLLLL AMMMIIINAAAA KOYYYYİİİMMM! NİHAHOHOHAHOAHO!

 

 

 

–          Necati, gelirken ekmek alsana.

 

–          Ekmeğe gerek yok balım. ALLL SANA BİBER GAZIIII! ALLLL AMMINAAA KOYYYİMMM!

 

 

 

Örnekler çoğaltılabilir, ama şimdiki meselemiz örnek vermek değil. Anlaşılan o ki polis de, polisin götünü dayadığı iktidar da, iktidarın götünü dayadığı cemaat de “terbiyeli” olmayacak, ve bize fiziksel ve zihinsel işkencede bulunmaya devam edecekler. Evet, bu konuda yapacak bir şeyimiz yok. Görünce eleştiriyoruz, ama bunun da faydası yok. Ağzını açanı içeri alıyorlar zaten, yine bir şey değişmiyor, yine bir şey gelişmiyor. Neyse… Biber gazı koridorlara falan dolunca bazı polisler de içeride mağdur olmuşlar, gariplerim, gözleri yaşlı çıkıyorlardı. İnanır mısın sevgili okur, “ilahi adalet” diye bir şey varsa, o gözlerden akan yaşlarda minicik de olsa vuku bulmuştur. Milletin anasını, babasını, abisini, kardeşini, çocuğunu hiç utanmadan, seve seve zehirleyen, kudurmuş bir köpek gibi hıncını vatandaştan alan (bu benim tabirim değildir, durduk yerde evimi basıp bilgisayarlarımı falan toplamayın. Bu ifade başka bir gazeteciye e-mail ile itirafta bulunan bir polisin kendi ifadesidir), ve gece evine, kendi eşine, ailesine, çocuklarına dönen, belki onlara çikolata getirip yanaklarını okşayan, sonra da mesleğini “onurlu” şekilde icra etmenin verdiği mutlulukla kafasını yastığa koyup rahatça uyuyabilen, “ben insan mıyım ki lan, o ağzını burnunu kırdıklarım, zehirlediklerim insan değil miydiler ki?” diye bir kez bile sormayı aklından geçirmeyen polisler var… İşte oh olsun kardeşim, senin de gözlerinden yaşlar aksın, senin de çoluğun çocuğu haklı mücadelesinde, kimseye zarar vermemesine rağmen terörist muamelesi görsün, bir bez parçası yüzünden hiçbir suçu olmamasına rağmen onlarca yıl hapis yatsın. Senin de çocuğun hapishanelerde hastalıktan sürünsün ve devlet kendisini ciddiye almadığı için ölüp kalsın. Ne dersin? Ben kimsenin ailesi, çocuğu için böyle bir şey istemem, sadece polis terörünün ne duruma geldiğinin resmini çizmek istedim. Ama masum herhangi bir kişiye kuduz köpek gibi saldıran herhangi bir kişi ölse bile üzülmem. Hani bir insan ölmüştür derim, sevinmem de, ama üzülmem.

 

Her neyse, bu sefer taraftarlar polis arabalarını ters çevirip yakma olaylarına falan girdiler, ve özellikle “fuck da police” felsefesine uygun, belki yıllardır gösterilmeyi hak eden bir tepkiydi, ancak tabii kanunlara aykırı falan, ben bu konuda yorum yapmayacağım. Evet, götüm yemiyor. Hapse mi gireyim? Peynir-ekmek yer gibi tutuklama yapılıyor bu ülkede. Bir şekilde bu güzel günümüz piç edilmeye çalışıldı, hem taraftar, hem polis, hem yönetim, hem valilik tarafından. Dünyanın her yerinde… pardon… “insanların” yaşadıkları ülkelerde son maç oynanır, şampiyonluk kupası sahada taraftarların önünde, maçtan hemen sonra alınır. Polisi, taraftarı, güvenlik önlemlerini, ve saireyi boş veriyorum hacı, yönetime ne oluyor?

 

Resmen “ışıklar söndü, bu saatten sonra yakamayız” dediler ve sahayı sulamaya başladılar. Azıcık futbol izlemiş bir insan bir stadyumdaki ışıklar söndükten sonra tekrar açmak için belli bir süre geçmesi gerektiğini bilir. Ortalama düzeyde futbol izlemiş bir insan ise bu sürenin 15-20 dakikayı genelde geçmeyeceğini de bilir. Galatasaray’a hak ettiği, şikeyle, hileyle, hurdayla değil, bileğinin hakkıyla kazandığı kupayı vermemek, veya aşağılayıcı şekilde soyunma odasında vermek için ellerinden geleni yaptılar. Hem valilik, hem Fenerbahçe yönetimi. Bir camia bu kadar küçülebilir mi? Bu kadar kendini rezil edebilir mi? “Işıkları söndürdük, yakamıyoruz hacı” bahanesine beş yaşındaki çocuk inanır mı? Neden yahu? Sadece sorguluyorum, neden böyle bir şey yapıldı diye. Son olarak, araya başbakan falan da girdi ve o kupa verilmesi gereken yerde verildi, ancak verilmesi gereken şekilde değil. Bu noktada “eheh, cemaatin takımı Galatasaray başbakandan medet umdu” diye havlayacak olan KÖPEKLERE lafım var, gerekirse o kupa alınmazdı, Galatasaray yöneticileri de bu şekilde açıklama yaptılar. O kupa ya şampiyonluğun geldiği maçta, şampiyonluğun geldiği sahada alınacaktı, ya da alınmayacaktı. Mesele araya başbakanın girmesi değil, aslında araya başbakanın girmesine gerek yoktu. Başbakan kuralların uygulanması talimatını verdi, bunu bir lütuf gibi göstermek anca kendisi bir başarı elde edemeyip başkalarının başarılarını piç etmeyi kendine görev bilmiş yavşaklara yaraşır. Bu açıdan bu konuda başbakanın ne olumlu, ne de olumsuz bir fonksiyonu olmamalıydı, ve olmadı. Sadece insanların yaşadığı ülkelerde ne oluyorsa o oldu, olması gereken oldu. Bazılarımız insan olmadığımız için bunu anlayamıyoruz.

 

Sonuç olarak şampiyonluğun kazanıldığı statta, son maçta, taraftar önünde alınacakken kupa, “kupayı sahada alma” gibi çok basit bir mesele çözüldükten sonra bile Fenerbahçeli yöneticilerin son derece “onursuzca” attıkları ergen tribinden dolayı ışıklar kapalı olarak, kamera ışıklarıyla alındı. Sonra Florya’da adam gibi kutlandı, şu aralar TT Arena’da da adam gibi kutlanıyor. Kutlamak için kimsenin lütfuna muhtaç değiliz. Sinirlenmemek gerekse de beni sinirlendiren ve iğrendiren şey yüz yıldan fazla geçmişi olan bir kulübün bir “kuralı” uygulamamak ve kendi elde edemediği başarıyı çekemediğinden başkasının başarısını piç etmek için bu kadar ucuz, bu kadar aşağılık oyunlara girmesiydi. “Işuğhlar yanmiyir, ehi ehi” bu ne amına koyayım? Liseli piç misiniz?

 

Sahada meydan savaşı çıkartan Fenerbahçeli futbolculardan dolayı, ergen tribi atan Fenerbahçeli yöneticilerden dolayı, hak ettiğimiz şampiyonluğu hak ettiğimiz gibi yaşatmamak için elinden geleni yapan, yeri geldiğinde “stat yakan” Fenerbahçeli taraftarlardan dolayı, hiçbir zaman ve hiçbir şekilde Fenerbahçe’yi –şimdiye kadarki mücadelesi nedeniyle bile– tebrik etmiyorum, etmeyeceğim. Hayır, etmiyorum kardeşim. Siz kulüp olarak Türkiye futbolunda kara bir leke olduğunuzu dün çok güzel gösterdiniz. Futbolcusundan, taraftarından yönetimine kadar kirli ve çirkef bu kulübü tebrik etmiyorum. Haklı bir şampiyonluğu bile yaşatmamak için elinizden geleni yaptınız, ama kamera ışıklarıyla da olsa biz o kupayı kaldırdık, size girsin diye… Tebrik edeceğim tek güruh hakkın, hukukun yanında olan, futbola ve insanlığa aykırı bir şey yapmayan, adam gibi takımını destekleyen ve çeşitli hukuksal süreçleri holigan ve terörist zihniyetiyle değil, objektif olarak takip eden Fenerbahçe taraftarlarıdır. Ki maalesef görüyoruz ki bu taraftarlardan çok az kalmış. Özellikle Fenerbahçe yönetimi Galatasaray’a ve temiz futbola savaş açmıştır, yolda görülse insanlık niyetine elleri sıkılacak insanlar olmadıklarını göstermişlerdir. “Işuhğlağr yanmiyir” ne lan? Ne lan?

 

Bu yazıyla birlikte –çok şükür diyenleriniz olacaktır– bir süreliğine çoğumuz ara veriyoruz futbol ve futbolun içindeki bu “pislikleri” konuşmaya. Haklı bir şampiyonluk alındı, artık söylenecek şeyler de söylendi. Stres olduk, hatta mahvolduk, ancak temiz hiçbir şey göremedik, bir şey dışında, o da şu an TT Arena ve civarında kutlanıyor.

 

Bu vesileyle söylemek istediğim son bir şey de var. Hepimiz sinirleniyoruz, hepimiz geriliyoruz. Herhangi bir şekilde futbolla veya başka bağlantılı süreçlerle ilgili herhangi birinizi üzmüşsem, kırmışsam, aşağılamışsam, dalga geçmişsem, veya herhangi bir psikolojik zarar verdiysem, kesinlikle hak etmişsinizdir.

 

Sevgiler…

 

Yusuf Salman

 

yusuf.salman@konseptdisi.com

 

www.twitter.com/yusufsalman

 

www.facebook.com/yusufsalmanpg

 

www.yusufsalman.com

 

Önemli Not: Bu yazı 13 Mayıs 2012’de KD Dergi‘de yayınlanmıştır ve oradaki versiyonuna giden link buradadır.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: